tesettür ile evliyalar konusu
en güzel yazılarımızı yazan tesettür diyorki Beşinci tabakadan olup adı İbrahim bin Muhammed bin Mahmuveyh’tır. Nışa-bor da doğmuş, burada yaşamıştı. Çağında işaret ve hakikat ehlinin şeyhi, tasavvu-İun lisanıydı. Hadis ezberleme, tarih ilmi, özellikle hakikat ilimleri gibi çeşitli ilim dallarında bilgi sahibiydi. İbrahim bin Şeyban’ın müridi olup Şıblî’yi ve Vâsîtî’yi görmüş. Ebu Ali Ruzbârî, Murta’iş, Ebu Bekir Tahir Ebheri ve diğer şeyhlerin sohbetinde bulunmuştu. Ömrünün sonunda Mekke’ye gitti. Kendisini karşılamaya gelen Ebu Osman Mağribî şaka yollu; “Mekke senin yerin değil” dedi. O da: “Senin lenn değil” diye karşılık verdi. Çok geçmeden bir iş dolayısıyla Ebu Osman Nışa-bıır’a geldi ve burada vefat etti. Nasrabadî ise Mekke’de ikamet etti. Hıcn 372/982 şıitnda burada dünyadan göçtü. Şeyhülislam Nasrabadî’nin oğlu İsmail’in kendisine şunu anlattığım nakleder: Babam bana şunu söylemişti: “Hak’kın tecellilerinden bir tecellisine mazhar olduğun zaman o tecelli hali içinde bulunduğun sürece cennete de, cehenneme de önem verme. Bunları aklına getirme. Bu halden çıktığın za-ma da yüce Allah’ın önem verdiği şeyleri önemse.”Nasrabadî: “İhsana rağbet edenin değen yoktur, ihsan sahibine rağbet eden ise pek değerhdir” demişti.
Şcyfıukilafn aniatıyor O buyuk bir haJ sahibiydi, çok kabul gormııştî. bur da bir oğlana tutuldu. Onu bu oğlanla itham ettiler ve terk ediimif bv duştu Sonunda durumunun söylenenin aksine olduğu anlatılınca tekrar kenda^ teveccuh ettiler
Bir gun camide otururken Şeyh Ah bm Bûndar Sayrafî: *Ey Şeyhî Şu len hal nedir’ Neden bu hal babına geldi” dıymce dedi ki; "Ey ihtiyar! Eğer (bu hım m azmi, Musa’nın dürüstlüğü ve ınançiıhğı, İsa’mn masumiyeti Arab Ahıarie (aa.) (2*^5^ himmeti ve sabrı bir kimsede bulunsa, ama [ilahı muhaiaza ve] haaiK bulunmasa fitne ruzgin esince bunların hepsi berheva olur ve kıtı bu hal içmek p tar kalır.
Şeyhuhslam anlatıyor; Adamın biri Ebu Bekir Razi’ye: “Semâ hakkında ne kr sın” diye sordu. “Fitneye koymaya pek elvenşü, çok çekici, kendim fitneden kav' dedi. Adam: “Ama şeyhler semi ettiler” diye itiraz edince dedi ki: “Ey baba do* Senin halın onların hali gibi olunca sen de onların yaptığını yap.”
Ebl Bekir Falİzbân (k.s.)
BuhÂTdhdır, uludur, Cuneyd'i gormut, uzun bir ömür sürmüştü.
Şeyhülislam, Şeyh Amûhun kendisine şunu söylediğini anlatır Hıcn Fİ yilmdj Şeyh Ebu Befar Fahzbani’yi ziyaret için Buhara ya gitmiştim. Kendıonifi-mtturdum. Bir tek kapısı bulunan bir evde oturuyordu. Huzura varıp selam mdm Beni btr yere buyur etti, sofra çıkardı. Ekmek, ceviz, tuz vardı, kamım aç oldtıgtt dan ehnu uzatıp yemeye başladım. Yemek yerken kendisine baktım. .\ğiadıgııii |»* nmce dimi yemekten çektim: “Buyur, ye zira ben sevincimden ağhyonım ’ Ehi Kasım Cuneyd bana şunu söylemişti: ''Kısa bir sure sonra tasavvuf konusuodık sözler o kadar rağbetten düşecek ki, bir mahallede iki hücre olsa da bınnde tasam fil dair komışuka, öbüründe konuşulmasa; bu hücrede olanlan merak edip onup lan tasavvuf] sozien dinleme ıhdyacı duymayacaklar. Oysa şimdi sırf bu maksıtk bir kışı Herat tan kalkmış Buhju^j yj gelmiş, demek bu iş bili iyi.”
^2
Ebi; HÜSEYİN Hlsrİ (k.s.)
^ncı tabakadan olup adı Ali bin İbrahiın B^n dır. Aslen Baaralıydı. ama Bag jıt'ta ikamet ederdi. Irak’ın feyhidır. Şeyh Şulemi, “Hiçbir ^yh görmedim kı. on-Jan daha mükemmel bir hale daha güzel bir lisana re daha etkili bir söze sahip ol fun.' demiştir. Vaktin İrsanı, özellikle tevhit ilmi konusunda şeyhler içinde eşsizdi Hiç kimse tevhit ve tefrit konusunda onun gibi soz söylememiştir Hanbelı mezhebindendi.
Şeyhülislam anlatıyor: Şiblî'nin müridiydi ve Şıbli’nin ondan başka müridi yoktu. Onun sözlerini dinleyenlerin sayısı çoktu. Ama bu söz başka bir sözdür. Yanı Şiblî’nin [ta.sawufi] mirası ona kalmıştı. Husrî’nin Şiblî’den başka üstadı yoktu. Şıblî onun işine çok önem verirdi. “Sen de benim gibi bir divanesin, aramızda ezeli bir uyum vardır" demişti.
[276] Husrî ve Ebu Abdullah bin Hafif bırbinnin dengiydi. İbn Hâfit zahir olma, Husri bitin olma konusunda daha öndeydi.
Şeyhülislam, Şeyh Amû nun Husrî’yi görmemiş olduğunu söyler. Şeyh Amû de raiş ki; Ben Husrî’yi görmedim. Hicri 371 yıbnda Mekke’de bulunuyordum. Dönüşte Husrî ve İbn Hâfif e uğrar, onlan ziyaret ederim demiştim. Ama o yıl Hus-ıl’nın Bağdat’ta İbn Hâfifın Şiraz’da vefat ettiklen haberi Mekke’ye ulaştı.
Husri 371/981 yılının Zilhicce ayında bir cuma günü vefat etti. Sözleri:
“Sûfi ıstırap zamanında mustarip, karar vaktinde kararlı değildir. Sıkıntılıyken ykıntıh, rahatken rahat olmaz.*
‘Sûfi yok olduktan sonra var, var olduktan sonra yok olmaz."
‘Bir seher vakti niyazda bulundum: İlahi senden razıyım, sen de benden razı nısın? Nida geldi: Seni yalancı seni! Eğer bizden razı olsaydın rızamızı talep eder nıydın?*
‘Bize öğüt ver* diyenlere dedi ki:
“İşın başında yalnız olmayı tercih ediniz, ederseniz, sonra da yaraukların hallen-1 bir kenara koyup tefrit hali üzerinde durursunuz."
Şunu anlatmıştı: Ne zaman camm sıkılsa ve dünya başıma dar gelse hiçbir şey en hoşlanmam, hiçbir şeyde rahat bulmam. Sadece geçmişle, kederle karışık olma-»n saf uns ve dostluk vaktinde yaşadığım nefeslcn hatırlayarak huzur bulurum, unu dedikten sonra şu beyti okudu: Zaman, Selma 'ya kavuşma hevestm yoğunlaşth ^ Anlaştlan zaman lytltk yapmaya myetiL
MVAHAltrL47Nft
IW gun önufMİe adamın btn yapmacık olarak raks ediyordu. Hemn Madı. başm adanmn ayaklan arasına sokup havaya kaldırdı. Başmı duıau rup adam ddvttL
Ebu Haşan Urmevî (k.s.)
SiMüer zamresının buyvJüenndendır. Çağın ulu şeyhleri olan Husıl Râabah ve İbn Hifif zamanında ulu bu şeyhti, ürmıye'de yaşamıştL KaWı4r||||
Vc£ı nedtf sorusuna: ‘Vazge^ğın bu şeye geri dorunemendu* (faye Cfmpı^ ımş. "Bu avamın vefctfıdu. Havassınki hangisidir” sorusuna ”[Bu duu^^ ^ geldığmı bılmendu* cevabmı vermişti.
İBN HÂFÎF ŞİRAZÎ (k.s.)
Bcşına tabakadan olup adı Muhammed bin Hâfîf İshkşar Dabi’dir. Şıraz Anaes Nişaburhıdur. Çağında şeyhler şeyhıydL Kendisine şeyhülislam da km. Bağdatlı Şeyh Ebu Talip Hazrec'in mündi olup Rûveymi görmüş, Kettioi,âıi^ feym Müzeyyen ve Ebu Hüseym Derrac gibi sûfilenn sohbetinde buknoMiiı Iı Imr Makdn ve Ebu Amr Dımaşki de sohbetinde bulunduğu şeyhlerdend. hp şeyİH görmek kendisine nasıp olmuştu. Hem zahu ilimlerinde hem de kHı kmknode iliHidi Şeyhülislam: ”Bu ilme dair hiç kimse onun kadar eser jmam tr* demişti İtikadı pak, karakteri iyiydi. Şafii mezhebındendr 331/^2 rkaki^ fâdMipttL
Şeybûkslam anlatıyor: Onun iki sözünü hatırlarım ki tekrar etmeye dı|ff iı ştt: TMsnmtf nedir sorusuna *Gafiet zamanmda Allah’ı bulmaktır* cevabmiMt İL 0^|m de şu: *Abdurrahım Istahrf nıçm sahralarda kopeklerle dolaşıyor kfH tâmaeier gyyıyorr sorusuna cevaben *Üzenndelu ağırlığı hafifletmek ıçm* Yanı vücut yukunu atıp hafifletmek ve rahat bir nefes almak için böyle yapifv Şryhihdıııı, "Vücutta lezzet yoktur. Zira onda zayıflık ve çarpma vudi Ü** " demiş ve beşkasına ait şu beyti okumuştu:
Omm kaitrasmi unutmak utıyorum ama LiyU heryeuU adeta gûtumun önünde
evliya MENKIBEI FIU
Şeyh Ebu Abdullah bin Hâfif anlatmıştır: Bir gun bana bir hatun geldi ve “Falan ferde Şiraz’ın önde gelenlerinden birinin bir hatunu var, şeyhe bir sorusu var, lakın hırayi gelme gucunc sahip değil" dedi. Şeyh, “O halde ben onun yamna gidcnm" jedı, gitti. Kadın anlattı; “Çok acayip bir olaya tanık olduk. Aramızda bir çocuk vardı, gündüz yemek yemez, kimseyle konuşmaz, koyun otlatmaya gider, ama koyun-ian bir yana bırakır, bir kenara çekilip namaz kılardı.”
Şu günlerde hastalandı. Onun için kabilenin bulunduğ;u yerin dışında bir gölge-kk Yaptık, orada yatıyordu. Bir gun öğle vakti kabilenin adamian işine gücüne gıt-öklen zaman bir de baktık ki, oğlan yerden yükseldi, havada değirmen taşı gibi dönmeye başladı. Annesi bunu görünce onu tutmak için koştu, ama ulaşamadı. O Tukanlara çıkıyor, biz ise kendisine bakıp duruyorduk. Nihayet havada gözden kayboldu. Kabilenin adamlarına bunu haber verdim. Şu dağlara veya bu vadilere duşmuş olabilir diye etrafa dağılıp onu aramaya başladılar. Olayı dinleyen şeyh anlatı-fCff: Ben kadmın söylediklenni düşünmeye başladım. Kadınlardan bir cemaat çağırdı. Onlar da aynı şekilde tanıklık yaptılar. O mecliste hazır olan bir şahıs bu hıkâ-wy\ işitince, “Ey şeyh hiç böyle bir şey mümkün mü” diye [280] sordu. Şeyh dedi !□. ‘Ey cahil, burada bunun gerçekleşmesini beklemekte olan [ve aynı halı yaşamaza hazır] biri var.”
Yine Şeyh Ebu Abdullah bin HâBf anlatıyor: Horasan’da bir delikanlı hacılara roldaş olup Şıraz’a geldi. Burada ağır bir hastalığa yakalandı. Yanımızda hanımı da lalıha olan bir iyi kişi vardı. Bu delikanlıyı, hizmet etsinler diye onlann evine gönderdik. Bir gun baktık kı, o kişi yuzunun rengi değişmiş olduğu halde bize geldi ve dedi ki: “Allah haynnızı versin. O delikanlı göçtü.” Peki yüzünün rengi neden değişti dedim: Dun gece delikanlı bize, "Bu gece yanımdan ayrılmayınız, zira bu geceden başka gecem yok* dedi. Bizim kocakanya: "Gecenin ilk yansında bunu sen bekle, ikinci yansı olunca beni uyandır. Sabaha kadar da ben bekleyeyim” dedim. Uyuyakaldım. Birden bir ses ışıttım; “Hak Teâlâ evine konuk olmuştur, ama sen uyuyorsun* diyordu bu ses. Titreyerek uyandım. Evde bir ses yankılanıyor ve içinde de muazzam bir aydınlık var. Delikanlı son nefesini veriyordu. Gozunu kapat-hm, ellerini ve ayaklarını düzelttim. Ruhunu teslim
Ebi Havr Maliki (k.s.)
Adı Mndir hm YAkyb d-Malıkı 'dır. Şeyhlenn ululuındancij rt depşık İınıiff ^ mi ftnifti Şrrii Wtm AK^dblı Hiflf demiştir b. gençliğimde s^rm-i riâd mm p ce pmârn oruç tutardan. Gecelen caay mescidinde olurdum. Benim ıç» krbm vnkariardL Bir fece ra|tınur Tafbmış ve kandil sönmüştü. Bu kimse mesai luşı^ çakK kif rfçı ctr^ vcrmedL rahatsn oldum, gidip kapıyı açtım. Gdn |^* Havr MıMa'ftk İçen gırdu oturdu. Herbetmden içim doldu. Mendıiiııı açi^ ıpıı^ ftuk vmk Şovie dedi
-Enmde oturuyordum. Bu yeme^ önüme getudiier. Yiyemedim. Stm knA Am Kalttımgek^.
-Omm heırbetuıdefi, sarm~ı nsai tutuyorum diyemedim ve bu miktar fe4t Yemekta sonra soru sormak istediğimi söyledim. Sor dedi.
-ABahla saf bu hayat ne aaman mümkün olur?
. 2âl ^ - Muhale^ kalktığı zaman. Tuhahma gitti ve bu ifadeyi sabahleya sBtterr sorledifiL Onlar da hayret etti s'e kendisinden duymalıyız diyerek ^OBaı pitder. Sordular ne şu cevabı altılar:
> Gece oLuı şey gündüz sos'lenmez. Boylece o halı ikrar eylemedL
Ebi Bekİr Şara.nî (k.s.)
Şesdi Ebu Abdullah Hiât demıştu b: İçinden dünya sevgisini boşaltma I Bhm Bebr Şarani den zahiren daha sadık olanı görmedim.
Bu gece onu mraret ettim. Istahar’da bir gece beraber olduk. Şöyle dedi:
- Ef AUuMâk. bu gece benim sohbetimin bereketine yemek yemek istem. İLaJktı. Ur çofnlej:ı vardı, ateş uzenne koydu. Bu paça ve pastırması vank Çm kğt hoyuf «aenne m ekkdL Tuz koydu ve kaynatu. Rıbatta bu arkadaşı dab nr dk Ekmek oinp olmadığını sordu. O da var dedi ve bukaç parça ekmek getınkOv ivıd eyledi m • çortoyı uaerme doktu. Etmı çıkarıp onune koydu ve ye detk kt hruyen yedbm. Etten ye dedL Bu parça et aidi ve bana vermek ıstech. IsteoMidt dML Şavet ten idao âlân yemeği istiyorsan o mesele yann olsa gerektu. Şehit me hm. Sahalı ohmca şehıe vaıdım. deryışler bu araya geldiler. Y'emek hn ıHuhhf 0 vrmrkisn hır parça ahhm, yme Eİnı Beku Şarani'ye vardım Ne yapdn deck H00
,i0ifffaır Beraber yememızj istiyorum dedi. Yeddi ve ben Şiraz’m yolunu tuttum.
Ehi' Mi hammed Atayiüî (k.s.)
Eke Abdullah HiBf m üstatlarından bindir. Ebu Abdullah HAfif ^yle denuftır: Ihı Muhammed Atayidi gibi bir taraftan çalışıp kazanarak bir taraftan da hakikati bir bmse görmedim. Her gun yarım nrungır kazanır gıdasını ondan temin iMl 1lu habbelık kabını alır ılu ekmek yapar, bınyle iftar eder, dıgennı sadaka dvak venrdı.
Yine şöyle demiştir: Bir gun yanına vardım, önünde farelenn paraladığı bir cuz «nİL Bu nedir diye sordum. Fareler yırtmış, fareler huzurumu kaçınyor, gece ba pmd« ve yüzümden geçip seğirtiyorlar dedi. Niçin çerag yakmıyorsun diye sordu-|pııda şu karşılığı verdi: Kırk yıldır çerag yakmadım, hesabından korkuyorum. Çe n| yakmak için kullanılan malzemenin hepsinin hesabı vardır.
Cafer-İ Hazza (k.s.)
2C, Künyesi Ebu Muhammed’dir. Cuneyd’le ve Cuneyd’ın çagdaşlanyla sohbet Kaşür. Şıblî onun menakıbını zikreder, faziletini anlatırdı. Bûndar bin Hüseyin’in şcnnielennı naklederler: Cafer ölüm doşegindeydı. Derviş kıyafetli bir bmse ıçe-■ fprdt Cafer şöyle dedi: Bunlarm ıç dünyaları harap olduğu için zahırlennı suslu-
Ml 952’de vefat eyledi. Kabri Şıraz'dadır. Şeyh Ebu Abdullah Hâflf demiştir b: fcr» Muemmii Hassas bana: Git bak Cafer ne haldedir dedi. Gittim, gördüm, hryayp üzerinde oturmuş yanına yastıbar konmuş, sırtında Şirazi elbise, babında bir ev, selam venp oturdum. Hal hatır sordub O anda hizmetçi içen |p4 muthkU ılgıh malzemelen goturdu. Cntmek üzere kalktım. “Otur bir şeyler «ycivı'dedı. Oruçluyum dedim. Çebp gittim.
Muemnul’in yanına gelince “Cafer’in durumunu nasıl gördün” diye sordu. An-dlta. EUertni kaldınp şöyle dua etti. “Allahım bizi selamet ve afiyete layık eyle.” iv Mrc sonra yine Muemmii bana “Yün git, bak Cafer ne haldedir” dedi. Gıt-^ Bıresia eve girdim. Onu sordum. Şu evdedir, uç gündür ne yemek yenuştir, ne •uç»i|tır. O eve girdim esb elbiseler giymiş, yuzunu yerlere koymuş. SeUm ver
NEFAHATLrL LJNS
la aimazdifT) ” derdi.
Şeyh Ebu AbdıılİAh HAÛf demiştir lu; MuemmiJ Cassas Mekke'ye gelcJı|,
Hbul Haşan Muzeyyın’ın onune vardı, selam vcnp oturdu.
Ey şeyh, bir sorum vardır. Ben yabancı bir kimseyim, [287] bana kaıu^^ yim olunuz.
Tamam, buyur sor.
- Fehim ve anlayışlar mevâat ve müşahede mertebesine ulaşabilir mı'
Nerelisiniz?
Kiraz’dan.
Şöhretin neyledir?
-Muemmıl derler.
-Oturduğun yerden kalk, orası senin yenn değildir dedi ve onu yanına aia Ona her zaman “Sen acemi ve ummi bir kişisin” diye takılırdı. Bu olaydanıo^'^ ona kim soru sorarsa cevap için Müemmil'i gösterir, “Şeyhten sorunuz” derdi.
Şeyh Ebu Abdullah Hâfîf anlatıyor:
Hacca gidiyordum. Küçüktüm. Müemmil Cassas bana şu tavsiyelerde bulun4 Arafat dağında vakfe yaptığınız zaman dağın arkasına gidip orada velileri ara. Onk rın yeri orasıdır. Vakfeye gittiğim zaman arkadaşları bırakıp hemen denilen gittim, kimseyi göremedim. Korktum. Geri dönmeyi düşündüm. İrade bana gaİş geldi. Bir süre daha yürüdüm. Bir inişe ulaştım, baktım on kişi oradalar. Bafiam onlenne bırakmışlar, ortalarında ulu bir şeyh var. Şeyhim Ebu Muhammed Atadı orada. Beni gördüklerinde şeyhime işaret ettiler. Yanlarına gittim. Selam verdm Selamımı aldılar, şeyhim beni yanına davet etti. İşleri bitince o şekilde yola dular. Şeyhime, “Bu oğlancığı muhafaza eyle*' dediler. Ben o şeyh ile şeyhimin an sında gidiyordum. Ağımdan **sin** harfini duydum. İstiğfar ettiğini zannedıyora» Muzdelife ye geldiğimizde şeyhim bana, “Yoldaşlarımı çağır” dedi. Seslcndim.ee vap verdiler, onlann yanına gittim. O cemaat da Meş’ar-ı Harâm tarahna gitti. On da durdular. Namaz kıldılar, ben de ihtiyaçlarımı gördüm. Onlarla gen dmdm Sabah namazını kıldıktan sonra kayboldular, bir daha onları görmedim.
ALİ BİN ŞELUYE (K.S.)
Şeyh Ebu Abdullah Hâlîf anlatıyor: Ali bin Şeluye üe şeyhlerden b.n arasud»»»
NFFAKATÜ'L ÜNS
cU bıraktı. İhtiyarın kenardan beni seyrettiğini gördüm. Yanına gittim, ihtiyari^ şöyle dedi: [289] Nasıl, ey Ebu Dehhakî Bana bir daha sille vurmaya tevbeettd^
Ebu Muhammed Haffaf (k.s.)
Jieyh Ebu Abdullah HiBt şöyle demiştir: Ebu’l-Hasan Muzeyyın bize şöyle tı: "Sizin diyarda bir mundımız vardır. Kurtuluş bulursa sizin için hemen cev% getirsin." Bununla Ebu Muhammed Haffafı kastediyordu. Ebu Muhammet erenleriyle bir yerde oturmuş, müşahede konusunda konuşuyorlardı. Herkeıktıe haline göre soz söyledi. Ebu Muhammed sessizce dinliyordu. Muemmil Can ona, "Sen de bir şey söyle" diyince şöyle dedi:
-Konuyla ilgili en güzel sözleri siz söylediniz. Benim söyleyecek sözüm ydı h ne de senin bir şeyler söylemen gerekir.
-Söylediğiniz sözler ilim sınırında kaldı. Müşahedenin hakikati değildi. hedemn hakikati perdelerin açılması ve onu apaçık gormendir.
Bu sözü nereden nasıl öğrendin?
-Tebuk bölgesindeydim. Çok ıstırap ve meşakkat çektim. Dua ve münaott bulundum. Aniden perdeler açıldı ve onu açıkça gördüm. Arş üzennde otumw Secde edip yalvardım:
-Allahım! Senin katında yenm ve durumum bu değildir. Orada bulunanı^sı sözü duyunca kendilennden geçtiler. Müemmil:
-Gel, bazı sûBleri ziyaret edelim. Haffaf durdu. Müemmil onun eline ytfift birlikte Ibn SdcLm Muhaddis’in evine gittiler. İbn Sadan onlara ügı ve hunnetp terdi. Muemmil:
- Ey Şeyh! Bize Hz. Peygamber den şu hadisi rivayet etmenizi dileni: Yeril gok ûTâsınd^ şeytanın bir arşı vardır. Bir kul için fitne istediği zaman onu ona jpr tbn Sadan bu hadisin rivayet zincirinde yer alan butun ravilen sıralayarak bu hıli okudu. Ebu Muhammed ağlayarak yennden kalktı, dışarı çıktı. Bir daha gunte onu görmedim Sonrn karşılaştık.
- Nerelerdesin?
O günden ben kıldığım nama/lan kaza ediyorum. Çünkü şeytana ttf mışım. Yıpm^m gereken şey şu: Onu orada gorup secde etmiştim. Tekrar onvj» np onu telin edeyim Böyle diyerek çıkıp gitti. Bir daha onu gormedik.
HrsEYiN bin Hamuye ve Ark ADAŞI Ebu Cafer Harrar Istahrî (k.s.)
Ebu AbdulUh HAÜf naklediyor; Ha&an bin Hamuye’nın yoldaşı Ebu Cafer HUnar Istahar’dan bana geldi, tbn Zeydan: Bu gece onu yanımıza getirmenizi arzu e^enm. *\ldun. götürdüm. Sohbet esnasında aralannda şu konuşma geçti, tbn Zey-dâA:
-Bıidi^nız menkıbelerden dinlemek isteriz.
-Menkıbem yoktur. Fakat isterseniz gördüğüm şeyh menkıbelennden, hikiye-iennden soyliyeyim.
-Ben de onu kastettim zaten.
-Bir grup arkadaşla Haşan bin Hamuye’nin meclisinde oturmuştum. Başını ooâiK eğmişti. Aniden bir nara attı ve o anda gözümüzden kayboldu. Biz birbırimı-K baktık ve bu durumu kimseye söylemeyelim ki, işte yine olağanüstü bir şeyler fiptdar demesinler dedik. Oç gün onu görmedik, habenni duymadık. Üç gun sonra amdm mescidin kapısından içeri girdiğini gördük. Rengi değişmişti. Heybetinden knnse ona bir şey söyleyemedi. Benimle arası iyiydi. Sordum:
-Ey şeyh, bu- miktar taze peynirim var, izin verirseniz getireyim. Taze peyniri vnkğmi biliyordum. Getir dedi Getirdim. Bir miktar yedi. Ebyle sizde yiyiniz jWl Şeyh Ebu Abdullah Hiflf şöyle devam ediyor:
-tbn Zendan yüzünü bana doğru çevirip: '‘Kuşkusuz bu sadık ve samımı bir «lamdır. Fakat bu hıkiyeye manraam, bir çare bul da inanayım. Ebu Cafer Harların yatağım hazırlayın, yolcudur, dinlensin” dedim. Döşek bıraktılar, yatıp uyu-do. İbn Zeydan la oturdum, konuştum. “Tamam, inandım” diyinceye kadar.
Şeyh Ebu Abdullah'a bu işin aslı nedir diye sordular. “O yennden aynimadı, ttzerme bir elbise örttüler, görünmez oldu, o kadar.”tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder