tesettür ile evliyalar konular

tesettür ile evliyalar konular

 en güzel yazıları yazan tesettür dediki Abdullah Kassâr (k.s.)
Şeyh Ebu Abdullah naklediyor; Abdullah Kasskr foyle anlatmıştı: Bu zamanlar hac İÇ» yola çıkmıştım. Şuaz erenleri bana şöyle dediler; "Tustert'ye gıttığmde hızım idamımızı da söyle ve ekle. Biz senin kemal dereceni bdenlerdemz, ne dersen iru-mm '291] Kulağımıza şöyle bir şey geldi; Arafa gününde evinden çıkıp diğer hacı-
la. mum wnıa?gnctıaı |(idrniı. Setun tma^nın şehadettır. anfın ınrıanı müıahe^^ Abdıılbh HiAt |oyie demiştir: Munt nefsine müsamaha goftenac^ dakm mmh bir şer yoktm. RuKsatUıia amel etmek, tevülere başvurmak bu kouaı^ lApktkr
Eb«ı AbduSah dream edıvor* Ebu Talip Şıraz'da bulunduğu günlerde uzcna^ bir eakı İMfka* duıde bir bastonla geldi ve kürsüye çıktı. Dinleyenlere baktı n 'k mcfn kı «e ne anlatayım. Günahklıiar içinde bir gunahkânm.” Ağlamaya bışiı^ cemaat da ağladı. Feryat figan oldu. Halk onu çok sevdi ve benimsedi. 0 kadaa baftt|p topraklar hastalar için şifa olarak kullanılıyordu. Daha sonra bir işten doia kimse ona iltifat etmedi, herkes ondan yüz çevirdi. Şıraz’dan Nesa'ya gitti, ondak kimse iltifat etmedi. İsfahan'a geçti. Alı bin Sehl’e bir mektup yazdım, onun dm munu anlattım Buluştular, Alı bin Sehl hakkında da söz söyledi. Onunla da anie açıldı İrak Kuhıstan’ına. oradan da Hemedan'a geçti. Ebu Ali Hemedan m f0| memuruydu. Sordu:
-îhtıyacm var nu?
-Borcum vardır, odenmesmi arzu ederim. Ebu Ali borcunu ödedi.
-Başka arzun var mı?
-Filan yerde bana bir hangâh yap. Onu da yaptırdı. Hangâhına yerleşti Hanb hin rengi gibi elbiseleri de siyahtı. V^efatına kadar orada yaşadı. Şeyhülislam dıvor: Crv anmcrt. bir sıkıntı anz olduğu zaman onları görüp gözeten, hasret ve pş manİıkia ihtiyaçlarını termn eden insandır. Bunlan gizli yapmah, iddia göftennt melı, mağrur olmamalıdır. Naklediyor:
Şeyh Abdullah Hafif: Şeyh Ebu Talip şöyle demişti: Bir genç Horasan’danCi-nevd m ayaretme geldi, Cüneyd onun asasmı ve [294] bardağını eve gönderdin kapıyı kışlattı. O gece dostların toplantısı vardı. Cüneyd, o genci alıp götünın Se hah tekrau bana getirin dedi. O gece yediler, şakalaştılar, yüzük oyunu ovnaımıı başladılar Misafir genci de davet ettiler. O da reddetti ve serzenişte bulundu. Şik ona bakıp, git yat uyu yoksa gelip boynunu kopannm dedi. Genç sustu, hıdvfs demedtn gitti Ertesi gun olayı Cuneyd’e naklettiler. Kalktı, asa ve bardağı aİMâ üzere eve gım. BuLunadı Arkadaşlarına şöyle dedi: Size kaç kere söyledim, bir»
Ebu Alİ Varcİ (k.s.)
^cyh Ebu Abdullah Yiifif anlatıyor; Ebu Ali Varcı revra bir ^ için Şıraı'a gelnuftı. (>bp giden dervişler için %ofra kurdu. Akfam namazmdan tonra gelip btztmle otururdu Karşılıklı konuşurduk. Bir gece tradc-mtKap koniMu ortaya atıldı. Gömleği kaldırdı. Boynunda bir gerdanlık biıyukhigunde nişan vardı. Bu nedir dedim Cevap verdi:
- Lukam darındaydım, eski bir hırtta gıymiftım. Boynumu yara yaptı Oradan donduğum zaman o yaranın üzerini deh kapladı. Bu onun mdır Sordum: Bu işe neden duştun?
Babam zayıf ve yaşlıydı. Çok borç altına girdim. Gördürün gibi oldu.
Ehu Fazl Cafer Cadİ (k.s.)
Şeyh Abdullah anlatıyor: Cafer Cadî’ye şöyle bir haber ulaştı: Ebu Amr Utahıi de iniştir ki bir gun yıkanırken peştemalım çözüldü. Ardımdan iki el zahir olup onu sı kıça banladı. Bunun üzerine Cafer Cadî kalkıp Istahr’a gitti. Ebu Amr m evine gınp ayağına yapıştı. Oradakiler ayağa kalktılar. Ebu Amr: Sakın olunuz, onun gadabı Al lah içindir, onıkı fersah yolu yayan yummuştu. Ebu Amr özür dileyerek “öyle de mcmıştım, şöyle demiştim" gibi ifadeler kullandı. Sonra muntlenne emretti, Cafer Cadl'ye gökçek [güzel] hizmetlerde bulundular.
Ebu Kasim Kasrî (k.s.)
Cuneyd’in muritlennin ilen gelenlerindendir. Ebu Abdullah Hifif naklediyor-Ebu 1 Kasım Kasrı bir gun bana "Beni sahraya götür" dedi. Götürdüm. Gariplerin topluca bulunduğu bir yere [295] gittik. Tavla oynuyorlardı. Ebul-Kasım hemen onlarla tavla oynamaya başladı. Ben bozuldum. Dönüşte bir toplulukla karşılaştık. Onlar da satranç oynuyorlardı. Onlara kızdı ve satrançlannı dağıttı. Onlar da bıçaklarını çektiler. Bunun üzerine Ebu T Kasım bıçaklannızı bana vennız dedi.
Ebu Abdullah diyor kı, bu iki tavır beni hayrete duşurdu. Ebu 1-Kasım’a sebebini sordum. Şöyle dedi: “Ledünnı bir bakışla bakarsan öyle olur. Ledunnı olmayan bir gözle nazar edersen böyle olur." [Bu kıssa yukarıda geçmiştir. Şeyhülislam buna Ebubekir Kasri demiştir ki, Ebu Abdullah’ın makamında Ebul-Kasım Kasrt'dır ICunye benzerliği olabileceği gibi her ikisinin de boyie bir
yeni elbise giymeye hiç myetım yoktur," "Ne tarafa gideceksin” dedim. l>rf» tarahna" dedi. Eşlik ettim, beraber vıktık. Aniden Ebu’l Hayr Malıkı’mn bir sta heuf gelmekte oldu^nu gbrduL Beraberinde yemek vardı. Bir yerde durduk. İMB teme^ davet etti. Oturup yedik. Sonra Bahrani kalkıp seccadesini omuzuna mc Ebul-Ha>T "Bir miktar yemek yanınıza alsaydınız” diyince “Mutfağım ileri git wytır*dedı.
Ebul'Hayr, "Peki bu yemekleri ne yapahm?" diye sorunca ise “Kopeklere at" iaâ se voLa koyuldu.
Ebi Haşan Hakimi (k.s.)
CiKTd’dcn naklediyor: Bir gün Seri Sakat!’nin sohbet meclısındeydım. Orada bu-kaaolann en küçüğüydüm. Seri sordu: "Uykuyu gideren şey nedir?” Herkes bu* şey mAtâb Kimi açlık dedi. Kimi az su içmek dedi. Sıra bana geldi "Gonüllenn, her an şeyi AEah'm bildiğinin farkma varması* dedim. Sert: "Güzel soyledm yav-imi* dedi ve beni yanma aldı. O günden ben her yerde herkesin önündeyim.
Hahmi sdyhiyor: Erenlerden bınnın halini Cuneyd’den [29^] sordum: "Ona mi?” Şöyie dedi: "Onda perhizkiıiık ve helal nzk arama özelliklerini go-«y, görmezsen uyma.”
Ebu Alİ Hüseyİn (k.s.)
Eka AbduMah Hififm muntlenndendır Ebu Ishak Kazerunl’nın şeyhmm şeyhidh-|iş4e A^ieddir. Şeyh Hüseyin Akkir Kazerun'a geldıj^ı zaman süHler onun etrafm k toşrlinddir Şeh Ebu Ishak henüz çocuktu. O da meclisteydi. Şeyh Hüseyin'e: "!■ çeadı guzd Kor âtı oktsr* dediler Şeyh izin verdi Kur ân okudu Hoşuna gitti. TffIcid etü Ebu İsbak için izin letedi ve dönüşte onu Şıraz a goturdu. Ebu Abdul Mı Hââfifi murtflertfiden ona hadis okutmaJannı rica etti Beraber İrak ve HKae’a Şeyte sohbetinin bereketinden istifade etti Şeyh Hüseyin hicretin UIO e«l Kabn Şıraz da
filin ve takva sahibiydi. Altmış yû Şiran'daki evmdcfi dışarı çıkmadı Sadece cuma namazını kılmak veya nadiren [de oIm] bir takım onemk ışlennı görmek ıçm çıkar di Peygamber Efendimiz (a.§.) bazen ona gorunur, onunla sohbet edeıdı. Vebıtma şeyle bir hadisenin sebep olduğunu söylerler:
[30l] Anlatıldığına göre bir şahıs ona gelip şoyk deım^r- “Bu yerde bir kışı var lü, daima ‘Benim nefesim Isa’nın (aa.) nefesi gibidir Ancak o tabiattaki ölülen di nltır, ben ise gaflet uykusundaki ölüleri dınltmm diyor. Şeyh Ebul Haşan bu soru işitince İh etti ve “Ya Rab, bana bu kadar omur verdin ve öyle bir zamana enştım kı, bunun gibi sözler işıtmm. Şimdiden sohra hayat istemem" dedi. Sonra kabz halı va boldu, bunun üzerine de hicretin 606/1209. yılı Muharrem ayının sonlarında oldu.
Şeyh Rûzbihân BakJî hastalandı. Şeyh Ebu’l-Hasan Kerdûye ile arif ve ulu hır kı şı olan Şeyh Ali Seırkc -kı aynı zamanda Şeyh Rûzbıhân’ın çoc'uklannın dayısıydı Şeyh RiJzbihAn’ın ziyaretine geldiler. Şeyh onlara dönerek, “Geliniz bu cismanı ve lını hayatı terk edelim, hayatımız ruhani ve ebedi olsun" dedi. Onlar da kabul etti ler. Şeyh şöyle devam etti: “Ben sizden önce giderim. Sen ey Ebu’l-Ha.san, onbeş gun sona bana erişirsin. Ve sen ey Ali, bir ay sonra erişirsin." Şeyh Rûzbihân mu haırem ayının ortalannda, Şeyh Ebu’l-Hasan [muharremin] sonlannda, Şeyh Alı df saler ayının ortalannda ahirete göçtüler.
Abdiillah B.alyânî (k.s.)
Lakabı Evhadüddın’dir. Şeyh Ebu Alı Dekkâk’ın eviadındandır. Nesebi Şeyh Ebu Ali'ye kadar şu şekilde çıkar: Abdullah biri Mesud bin Muhammed bin Ali bin Ah med bin Ömer bin İsmail bin Ebu Ali ed-Dekkâk [Allah Teilâ ruhlannı takdis etsin.]
Üstat Ebu Alı’nm İsmail isminde bir oğlu ve Fatma Bânû isminde bir kızı vardı. Fatma Bânû, Şeyh Ebül-Kasım Kuşeyrt’mn hanımıydı. Şeyh Abdullah Balyânl’nin Mİsilesı şoylcdır:
Şeyh Abdullah babası Ziyâuddin Mesud dan hırka giymiştir. Ona Imamuddm Mesud da derler. O Şeyh Asiluddın Şirazî'den, o da Şeyh Rukneddin Şırazt’den, o ‘h Şeyh Rukneddİn Smcasl’den, o da Kutbüddin Ebu Reşid Ebhcri’den, o da Şeyh Cemaluddin Abdussamed Zıncânî‘den ve bunlann her biri de Şeyh Ebiı’n Nccıb
Suhm^di’den [Kırka] gıynuftır [Ailah nıhJannı takdis etsin]. [302] O foyle^ fniftır Ra^iangıçta halktan ayn olmak isterdim. Onbir yıl dajjarda gezdim zahit Ebu Bekir Hemedjutİnin (k.ı.) sohbetine eriştim. O gecelen kalkardı. bir asası vardı. O asayı çenesi altına dayayıp sabaha dek ayakta dururdu. Beo uy^râk ardında dururdum. O bazen yuzunu bana doğru dondurur ve gayrrt *Yunı bir yerde istirahat et* (krcK Ben de varıp bir yerde otururdum. 0 kendi sr», mefgtaJ olurdu. Sonra yine kalkar ve onun hali bana sirayet eyleyeceği vakte k% ona uyardım. Sonra da yalnız kalmayı tercih ederdim. Zahit Ebu Bekir kalbon «« derece açtığından bana Lûll [çapulcu] derdi. İşittiğime göre birgun, 'Lûlîgeiıptv den bir şey aldı. Bilmem ki nereye gitti* demiş. Bir süre sonra önüne vardım '.V redeydin ve ne getirdin" dedi. Tevazu gösterip bir şey demedim. Ve hır saat iakr oturdum. 2^hıdın bana sorduğu şeyin cevabı şöyleydı: “Ben Huda dan baıU fgayn] değilim" dedim. 2^hit, “Hallac ı Mansur’un sözünü mu getirdin" dfdj Be de, “Bir âh edersem yuzbın Mansur gibisini meydana getiririm” diyince zahit un nı kaldırıp üzerime attı. Ben yerimden sıçrayarak asayı kendimden savdım /ak bana galiz bir şekilde sövdü ve “Mansur u astılar, fakat kaçmadı. Sen ise bıraude kaçtın* dedi. Ben ise cevaben: “O Mansur’un eksikliğinden ötürüdür. 0ysa[buk rumda] kaçması gerekirdi. Hak Teâlâ’nın yanında hepsi birdir" dedim. Benb«ı diyince zahit, “Galiba sen ot yemişsin” [hayvanlık etmişsin] dedi. Ben de, "Evet,»t dım. Ama hakikatin bülbül bahçesinden yedim" dedim. Zahit buna karşılık fmit dedi: “Mademki yedin, hem de afiyetle ve doyasıya yedin, gel de şimdi seccıkv otur ve onu koru." Ondan sonra zahit şöyle devam etti: “Mansur eksiklığındenoı» ru kaçmadı, aslında kaçmaJıydı. Bu yüzden astılar diye söylediğin sözünün delikk dır?" Buna karşılık sözümün delili şudur dedim: “Süvarilik iddiasında bulunanop atı yan>a sürdüğünde dizgini elinden kaçırmamalı, kaçınrsa atın başını tutman» dır olmalı, o suvan bu durumda sözünde sadıktır ve çevik bir süvaridir. EğeraM başını tutamazsa süvariliğinde eksiktir, iyi bir süvari değildir. Ben bu deldi söylet» ce zahit tasdik edip, “Ben senden daha basireth bir kimse görmedim” dedi.”
[303] O yine şunları anlatmıştır; Şeyh Şihâbuddın Sühreverdî’nın muntkrMüP Şeyh Necûbuddin Buzguş demlen biri Şhirâz a geldi. Çok sevindim. Çunkusokt rin hallerinden ve makamlarından bilmediklerimi tahsil etmiştmı. Fakat daha sim öğrenmek işleğindeydim. Babam şöyle derdi: Allah’tan istediğim şeyi At Abdullah a verdi. Ve o nesneyi bana pencere kadar açtılar. Ona ise kapılar
388
EVUYA MENUMUDÜ
tılar. Sonra ben kalkıp Şiraz’a vardım. Ş«yh Necıbuddm’ın hizmetiyle müşerref oldum. Ona bende vaki olan hallerden ve makamlardan birkaç özelli^ söyledim. [Bu oıellıklenn] hepsi güzel değildi ve hiç cevap vermedi. Bir saat huzurunda oturdum. Sonra çıbp gittim. Ondan sonra bir zorunluluk olup yine yerimize gitmemiz tçm bir duygu hissettim ve kendi kendime, “Varayım Şeyh Neabuddin ne söyler göreyim* dedim. Sonra evinin kapuına vardım. “Şeyh içerdedir. Var şeyhin oturduğu şu dışarıdaki evde otur, şeyh şimdi çıkar” dediler. Oraya vanp oturdum. Şeyhin seccadesi önünde bir yazı gördüm. Şeyhe söylediğim sözlerin hepsi o yazıda kaydedilmiş. Kendi kendime, Şeyh in söylediğim sözlere muhtaç olduğu anlaşıldı dedim. Sonra bu hadiseyle Şeyh'in hangi mertebede olduğunu anladım. Oturmayıp hemen dışan çıktım. Sonra yine KAzerûn'a geldim. Kendi kendime duşundum ve içimde jtm bir arzu uyandırdım ve halvete oturdum. Bu halvette Allah TeâU'dan her ne ıs-tcdıysem beş gun içinde verdi.*
Şeyh Şiraz’da olurken bir gün Şeyh Sadi’mn hangâhına geldi. Şeyh Sadî (k.s.) bir avuç para getirip şeyhin onune koydu ve, “Dervişler uğur myetıne bunu sofra için harcasınlar” dedi. Şeyh buna karşılık, “Ey Sadî, para mı getınyorsun? Git akçe kesesini getir” dedi. Şeyh Sadî de şeyhm dediği gibi yapıp o [parayı] gönderdi. Dervişler için ortaya mükemmel bir sofra getirdiler.
Şeyhin pazarda aşçılık yapan bir mundı vardı. Şeyh her ne zaman onun dükki-nın onune gelse bir çanak aş ahr ve ayak üzeri o aşı yerdi. Hz. Şeyh bir gun yine idetı üzere elinde çanağı tutarken bir derviş çıkageldi. Bu derviş bin iğne batınlarak işlenmiş mükellef ak bir hırka giyiyordu. Derviş, “Ey Şeyh, Hak Teâlâ’ya ulaşmak için banâ yol göstermeni ve faydalı şeylerin nelerde olduğunu söylemeni dilerim. Ta kı o şekilde hareket edeyim” dedi. Şeyh de “Ne olacak” dedi, elindeki aşı ona verdi. Ve “İşm temeli bu olsun. Hele bu aşı alıp iç* dedi. Derviş aşı alıp içti. Yemeği bıtınnce Şeyh “Elmı hırkana sil ve her yemek yiyişinde de böyle yap’ diyince derviş, “Ey Şeyh bunu yapamam. Başka bir şey emret* dedi. Bunun uzerme Şeyh “Bu kadarını yapamazsan, bunun dışmda söyleyeceklerimi nasıl yaparsm? Var git bu ışm eri değilsin” dedi.
[304] Şeyhin dağda uzlete çekilmiş bir mundı vardı. Anlatıldığına göre tesadüfin onune bu- yılan çıkageldi. Onu tutmak ısteymce yılan kendisini soktu ve organ Un şifti Şeyhe haber verdiler.
Feragat etmezsem hır dem talepten Ejgrçı kimse görmez Hak kı derler Ol ne derse deyin boy leyim ben
Jievh Abdullih Balylnf (Ls.) 686/1287 yılı aşure gününde vefat etti
Cemaleddİn MI’HAMMED BÂKLİNCÂR (k.s.)
Şedi vecih, güzel görünüşlü ve zekiydi. Mucahede ve halvet sahibiydi. Tiat ve iba-jede ligdi pek çok virdi vardı. Ruhani olgunluklara ve rahmani işaretlere sahipti.
Şeyh .Abdullah Balykni şöyle söylemiştir: Ben delikanldık çakındayken Şeyh Ce-naleddın Bâklıncâr babam Hoca Ziyâüddin Mesud’un sohbetındeydi. Ben de sürekli zikirle meşguldüm. Güzel de sesim vardı. Bazı zamanlar topluluğun hatın için ohr esnasında dahi terennüm ederdim. Şeyh Cemaleddın de benim sesime kulak venr ve o şiiri dinleyerek hoş vakit geçirirmiş. Benimse bu durumdan haberim yokta ve onun bem dinlediğini bilmiyordum. Şur okumaktan vazgeçip tekrar zikirle ■eşgul olunca bir gun Şeyh Cemaleddİn yanıma geldi ve ‘Ey Şeyh Abdullah, zikir aBasmda hoş şeyler okuyup, biz sana kulak verirken neden şimdi susarsın ve bin tiB boğazlamayıp bu işi yanm bırakırsın. Bir daha böyle yapma, mademki onlar tenden bu sesi satın alırlar, sen de onların gonullennı satın al. Yanı onlar senin sesı-■ arzu ederler, sen de sesinle onların gonlunu al” dedi. Babam Zıyâuddin Mesud il aynı tozien scyierniftL Ben de onların tozunu tuttum.
Ve yne onlar, *Yakİn gelinceye kadar rabbıne ibadet et” (HtCR. ayetinin tef-mde şöyle demişlerdi: ”Yakİn ezeli olan zatın [ayn-ı kadım] zahir olmasından kişka bir şey değildir. Bu zuhura myet eylemek, ameltız ibadettir. amelden us-tn olan niyet de budur. Kadım zatm zuhuruna niyet etmeksizin yapılan şekli amel ^adet değil, tersine âdettir. T alıp o bmsedir kı, onun matlubu kadım zatın zuhu-nuuİafi başkası olmaya. Ve bundan başka her şeyin vuc'ûdu nazannda imkânsız vt W ok.”
nfMiiATa bA|U<lı. Kendi kaftanım ve onUrm kaftanını pisledi. Bunun uzenne o top kkık *Bu ne bubini şeyhlik, ne acayip muamele’’ dediler ve onun şeyhlimi ınkir «kphtfngen döndüler. Fakat hizmet^ şeyhle kalıp ardından gitti. Onun da kalbı ■ «yulr kaplamıştı. *Bu ne ıştır? Bunca munt taptaze dervişlik ısteklen ve hoş ba-bşUnyia onunla giderken o niye boyic davranıyor’* diyordu. Şeyhse surekh gidiyor ^ Neticede bir suya vardc Şeyh yamalı elbisesi ve kaftanıyla suya gınp kaftanlarını n bedenim tertemiz yıkadı. Sonra sudan çıkarak tekrar gitmeye başladı. Donup fanmetçısıne, “tnkir etmemen gerekir. Zira bir buyuk afet, fitne ve derdi bu kadar idrarla defetmek mümkün olurken, niçin onlann meşakkat ve belasını çekmeyi se çeİBiı^ Onlar ne işe yarar? Onlar kişiyi hemen nefis atına bındınr ve şaşırtırlar, sermayem çürütürler. Kalbini meşgul ederler. Oysa onların sana itibar etmeleri sende hr ayıp görmemelerinden den gelmektedir. Sende bir ayıp görünce ve arzularına muhalif bir şey yapınca hepsi seni inkâr ederler" dedi. Şeyhülislam şöyle dedi: *Omın ıçm böyle yaptığını biliyor musun? Onlann kendisini şeyh olarak kabul et-melen nefsine ve yaratıbşma hoş geldi. [Nefsine tâbi olmamak için] bu şekilde ha reket etmek ona vacipti. Çaresiz kabp böyle yaptı."
Ebu Abdullah et-Terûgîdî (k.s.)
Beşuıa tabaka sûfilerindendir. Adı Muhammed bin Muhammed bin el-Hu-leyın’dır. Tus şeyhlerinin ululanndandır. Ebu Osman Hayrı ve o tabaka şeyhlenyle fohbet etmiştir. Tankatmda şeyhlerm ustünlerindendi. Açık kerametleri vardı. Mücerretti, yüce hah vardı, büyük himmet sahibiydi. Hicri 350/961 yıhndan sonra ve-bt etmiştir.
0 şöyle demiştir: “Allah’a [ulaşmak için] Allah’tan vesilesi olmayan kimseye ne mırtlu." Yine o şöyle söylemiştir: ‘Dünya için dünyayı terk etmek dunyabgı artırmaktır." Bir başka defa da şöyle demiştir: “Allah Teâlâ kuluna bir miktar marifet ve nr. Verdiği manfet kadar da o kula bela venr ki, kul bu marifet kuvvetiyle o belayı taşıyabilsin.*
0 yine şöyle söylemiştir: "Hizmette adam tefink etmekten uzak ol. Yanı bazısma Nzmet edip, bazısına hizmet etmemekten sakm. Zira temyiz ehli kaimamıştu artık, dul olam olmayandan ayırt eden yok. Onun ıçm herkese hizmet et kı, murat elde «dilsin, maksat da elden kaçmasın." [Şulemi, 494]
JMt EBI ABDI'LLAH Kt'DBÂRİ (K.8.) bcfncı tûutk jfinrlınıiır Adı Ahmed bin Attlr'dır. Şam
Sâr'db baİHMnIiL S4r dcns kenarında bir frhırdır. Kabn de SAr'dadv.
dcMg ıpndrEbn Ak fCûdhirl'ıun kız kardeşinin opadm
dt «fcı «e fid htr kıştşvk. ICoTİuier pbı pTinırdı. Ş«7b Ak RiKfidd'ımı bı oİM anafli Fâoma Hatun îçio fo^ie derdi: *Bu benim ogjum kunldaı^ ^ ^ AİRudbM ae fliıfirdi.'
Ek« Ak Rodblrf knat, fenat hakikat ve hadis ilimlerine vikıTbır kifif4)|||^ ve fcaüMli guzckİL Fakirlere hormet, demşlere sevgi ve incelik göetemeıı^ ^ iardk Hıcretm )69/9^. yık Zilhicce ayında ve£at etmiştir. Fakım edepten^ ^ bv btabı vankr.
ŞnhnİMİim foyle demiştir; Eba Ah Rudbirl öyle bir kimsedir b, çoUc lan ÖB aya^ kuma gomnhınce, *Aflah yücedir” demiş, devesi de açık bvdir'ü^ VBcedn'* crrabn vrmuşör.
ŞeyfınhsİMn föjie demiştir: 'Ben onu gören ıkı kişiyi gormûştuoL Şeyh Eba Abdolah Bâkâ, di^en Şeyh Eböl-Kasım Ebu Seleme-ı Bkverdl'^ Hm Abdalah Bikû dedi b: Şeyh Abdullah Rudbiri’nm şdyie dedıgn ışMm 1» ajrforf'külfeti terk, nazik davranmak, şerrf-şan iddiasında hukınmamakt^ * ^ Ebal-KjflBi Ebu Sefeme de şöyle dedi: Ben Ebu Abdullah RudhârfBİBşpfkid pm duydum: ”HadM yazmak kışınm bUgmzlı^ım. dervişlik ne kihnm şfenr h duMBi bu yere toplarsan şeref olarak ba sana yeter.”
ŞeyhnhfliM şöyle demiştir: Şeyh Ebu Said Mukri dedi b: Şeyh Ebu Ak UAı ffyfe bokla yerdon. ^efenmttbpnu bur bir koyardım. Şeyh de "Bej^nmcdığ» d lama. Om bir drmşm geçeccfı yol ıizenne koy da buhıp yttn* dedt- tesettür sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder