tesettür ile evliyalar bilgileri

tesettür ile evliyalar bilgileri

 en güzel bilgileri yazan tesettür diyorki Mypdffnız diye foz ederdi. Buna imrenen muntien, leyyıd dh9 anryonun” dedıkİen zaman cevabı şu oldu: “Nasıl böyle 0 ştmüMk hakikate dognı gitmiştir. Oysa biz hakikatten ^riata do^
yerhiihdım açıklıyor: "Yüce huzurdan eşiğe gönderilmeyen bir famıe f0ce httBHra gondeniemn kim olduğunu bilmez. İmdi nazdan niyaza gitmik iq|^ 9m [Ey Salık len j Niyazdan naza gel, abdestten sonra namaza gel.* Ebo Ak lİ Bii^dat ta Cuneyet Nun, Ebu Hamza, Musuhl ve bunların yeyhlcfle tka.) sohbet etti. Şam'da Ebu Abdullah Celli’nın sohbetine de kabh^ tv Bağdadı olduğu halde Mısır'da ikamet ederdi ve Mısırlılann ^yhıydı. Murıg immden^ hem de şair sûâlerdendL Can çekişirken dilinden şu mısralar dokukangı *Aiit «banı la, sem görene kadar senden başkasına sevgi gözüyle bakmadım " ika 12i 933’te vefat etti.
Bubip hakkı şu hm fam değildir.
Huzuz-î ve hevay-ı cihandan
Kâur her lahza meyi cemi esbab Penşan hatır olur han u mandan
[Keodt AiTutunu, dostlarıyla olan ahbaphğını bırakıp sende fani olmayandık m sevdaya mruJup darmadağınık olan her şeyi bir noktaya toplamayan, adeu k rrk veya bol sevap almak için yolda kalakalmıştır. j ŞeybüUam *Ben omıo bu şiirini kıskanıyorum. Zira başkasma soyicyecekb iz bvakoıamiftır* demiştir.
Sosien; *Oolan dost edindi, amel etmelennden önce, onlara düşman oklu,d*^ id etmelennden önce, sonra onlara amellerine göre davrandı.
^eyfMihdım. “Bu ilmin tamamı işte bundan ibarettir, ama halk bundan idüi dokyı haft pentla meşguldür, oysa öz, yani hakikat gereklidir^ demiştir ^£n darsak zindan kışımn zıtlarla, bigânelerle birlikte olmasıdır.*
işten fazla olması kusur, işin sözden fazla olması meziyettir.
rj9mfkrnâmtSfmrlâ:OmammAkmhaM;âambmkjp9âm Ommtçtıl^ mm mmmi htatmtk kmâmdmr *AM^ m nhmrtmdea ancak kiMcr mh^ ^AMkkm fahmrtmdni imhi kmamamymn." ZC’MEV Ws^ wt aemâalâM maermat kâmuşurktn şm ntbmtfi okada:
£ktkm mt zmmımtm kadar ktmdmdm mzakiaşttracak A}wtkkimm w€ğawddUm mtammaymcnksm wtr w€ aynhğt Jtitğf htrak.
mk mk: *£y kar şeyi bv tmçe taUn re her kafült
denk
Ebl Alî KÂTİP Misrj (k.s.)
I iıfciirırfın me Mmr’m mh şeyidehadendır. Ebu Bekir Mart «e EkM ■ Maketinde İMİMiBuftıı. £ba Aiı Afcftûil’ıuD pırıdır Herkesçe Uba I sardı Ebm Omum Mağribi oaa ttjrp gösterip, ululu^ se iİm* Iftaaaden *• Ehs liobıan dca daha bufuktnr' derdi.
*Nc lumum İm aMfkiihHi olu Mustafa’yı (aj~) luyada fm*
I auİMfor. |cyfc Ebu Ah Küıp’ia kLar'da kcnchaioe bv jtyluı— hu uiftrU sefa» etti. Şeyh kabnra ziyaret etb st *ldıh laıacifdı su hu da fuh olfOfdH Şuadı ogö^û. Berun tnhuhı
aa^hMaUfUHt nhusrı haUa ıqu kas*
3M
BVUYA MENEJMLUU
•^Uah TeiJi, Bize sabreden [musıbetlennuze katlan] Bize eâaıi oldu buyurmuş
jyf-’JemiŞtır.
^eyh Fbu Kasım Nasrabadi demiştir b; Şu ıkı şeyden hangifme daha lİKda mey Ifdırorsun. Fabrlige mı, zenginliğe mı^ '‘Derece re mertebe ıtıbanrie hangMi daha yüksekse ona” dedi ve şu rubaiyi okudu:
Yücelik fakirlik tarafında oluna, zenginliğe donup bakmak.
Rafıma gelen musibetlere sabreder, Allah m sabn oğmu^ olması bana yeter.
Ebu Alİ MeştOlî (k.s.)
Adı Haşan bin Ali bin Musa olup Ebu Ali Kâtip ve Ebu Yakub Susî’nın mürididir Kahire ye üç fersah mesafede bir köy olan Meştûl’de Hicn ^40/951 yılında vefat et tı.
[251 ] Şöyle demişti: Rüyada gördüğüm Hz. Peygamber (a.s.) buyurdu b: Ey Ehu Ali! Görüyorum b dervişleri seviyor, onlann sohbetine meylediyorsun. Öyle oluyor, ey Allah Resulü dedim. Sonra bana yönelip;
- Seni dervişlerin vekili ve ihtiyaçlarını karşılamak için kefil atamamı arzu eder mısın dedi. Ben bu işi gereği gibi yapamam veya hakbyla yapamayacağım bazı işlerle karşılaşırım diye korktum ve “Ey Allah Resulu, ismet ve bfayet [beni günaha sokmaması ve benim buna gücümün yetmesi] şartıyla evet” dedim. O da “İsmet ve kılâyet şartıyla” dedi. Ben de sustum.
Vukandab hadiseden sonra onda bir hal zuhur etti. Ona yönelen dervişler ihtı-vaçlannı arz ettiler. Hepsinin ihtiyacını bfayet miktan yerine getirdi. Bir gun üstadı fbu Ali Kâtip in huzuruna varıp durumu anlattı. Üstadı sordu: Senden ne vab oldu? Vani ne günah işledin de dervişler arasından [Allah] seni çıkardı? Dervişlik [fa-briik] ve hiçbir şeye sahip olmamak zenginlikten ve halbn ihtiyacını görmekten laha iyidir demek istedi.
Şeyhülislamın yorumu; O bu işi kendi kendine yapmamıştı, Mustafa (a.s.) bunu îia buyurmuş, kendisine destek olmuştu. Sabn bundan gafil olmayasın ve aldan jşlık haline düşmekten emin olmayasın.
Bir gün bu zümreden bin huzuruna geldi. Bu bşmın onune bir dinar koydu. Bu 1: "Ben sana bunun için gelmedim” dedi. Şeyh: ”Sen af zira bunu sana veren ben
Yoksjı ben hiçbir lehırde birkaç günden fazla kalmam." Mıntaif»zabınie araiTMİan biri olarak görmedikçe zahirde
gonaeıiım* «ieınıştır Tasarruf nedir sorusuna *İşkil, telhis ve
ıbr'ıiedL
Ba m Mmei hangisidir sonHuraa; *Allah'm Jutfunu görmektir' dedi |u
TıslıA jpwrİ02 guçîyyt fftiştr:
Rizkm em msf kuBi^ utğiikh kale getirmek,
Smmetehazmet etme aniap^tna dört elle sanlmaktır
Dıjmjr la: 'Bafiangtç halım fofieydi. N^aburlu bir koylunun çocu^ydum. ■KİM k^Mttnda otorurordum. Bwr genç çıkageldi. Sırtında yamalı bir hırka, ba|m^ eaİD bv bfhk rardı. Bana ibaret ederek ho^ bir şekilde benden bir şey istedi. Kenk keodmoe, 'DeULanİi adam^ yerinde, dilenmekten utanmaz mı" dedim n
kaodısme hiç cerap vermedim. Bana müthiş bir şekilde bağırdı. Çok korktum Deıiı kj. Ruiuıntın dermiıkJenne kadar men ve sinende kıpırdayan şeyden Allah a sığını fim. Bunun uzenne ^254^ kendimden geçip yüzün koyu yere duştum. Bu halde gor mof. başmu dizme kovmuş, halk da başıma yığılmış. Bir sure sonra kendime geb ce ıpondıtnı Icl o genç gitmiş, onu pek özlemiş ve yaptığıma pişman olmuştum. Ak ŞMB olunca bu uzun tu re dertle yattım. Rüyada EmiruTmûmin Hz. Ah'yi [kem* fiBahıı neehebu,^ o debLudıyU birlikte gördüm. Hz. Ali bana işaret etti. Sitem yi hı: *Alab. H^k nzas için bir şey isteyeni eli boş çe\Trenin duasını kabul etmez" de dt L-yfaadan vyaıunca sjdup olduğum bütün servetimi dağıtıp yola çıktım. On be; yd iofira habamın olum hibennı alınca tekrar Nişabur a geldim. Allah TeâB d» beoi CNMin minsBidan kuıtarması için dua ettim. Hak Teâlâ lütfedip kurtardı. Ben Mi o dcfekanlmın nazarini üzeninde hisseder ve hiçbir zaman bu mahcubiyetten MtHbunam Voce AUah n huzuruna çıkıncaya kadar da bu mahcubiyeti hıssedece
Şr^MhdMn omm şayit dedapnı anlıtif Rurada gordu^m Mutti£ı>ı AMâb JİMilu haı^p ztunrryîe btriıkte ola7101* dedim. Buyurdu ki, *İCoaı^ ^ wmm<eyk değil konukoianzumrryît ol’yantzenpıd€Tİ€d€pi,hkkietk ol
Ebv Havr Tİnati Akta (k.s.;
DördiMKii ubâkMİMn obtp adb H^mmad’dır. ICoieyck Tifut, fCüıme'Tr m mesdede bir koddur. Bazdaıma göre btr tmpTp kenti oUn Mımı am isdıi^ Y^huzken zenİMİ dokurdiL Nasıl zenbü dokuduğunu kimse btimeıdL Z«aâiı|^ kesikti Onu ıkı effi olarak görenler de olmuştur. Arslanlarla dost okoMşliL ^ ram söz kofMMu edilerek 'Haber aldığımıza göre arslanJar size dost^ davrvsv^ iBUf * diyenlere, evet demiş kopekler birbirine dostça davranır.
Ç^^dâ ztnJıar-ı zemin, yanı yeryüzünün emim, masumu ve ınsanİiiiB 1^1^ ğyydı, halkın ^giıh' hallerim bilirdi. Hicri 340/951'den sonra dünyadaoşı| çok kerameti ve harikulade hali vardır. Ebu Abdullah CeUi, Ciıneyd ve benıen lii lenn sohbetlerinde bulunmuştur. Tevekkül yolunda eşsizdi. Şöyle demişti ^Amelim gösteren her kişi rryakir, halini gösteren her kişi muddeıdv *
Btr zamanlar sahilde bulunurken denizde su üzerinde yürüyen bıriiıı gonk ıt *Şu yapüpn bıd’ata bak. Karaya çık ve orada yürü” demişti. Başka bir İmiş da uçan bınm gonnuş, ona da:
”Ş« yifRıgin bıd'ata bak. Aşağıya m ve orada yuru. Sonra adama tesiemiı 'he nryegidiyorsun.^” Adam, "'Hacca'^ dedL Şeyh, '256] ”Şımdı böyle git” dedt Şryhuitsiam anlaCıyor; Keramet satan [taslayan] bir kişmin bu hali kabul fonr •e o kışı aidaıuş ıçzodedır. Keramet satın alan haviamasa da kopektir. Yom hakka keramet değil, onun ötesindedir. Bu zahitlerin ve abdalların hoşuna gider, aaı ıd tĞâler kerametten mhtdurLr. Bunlar kerametlerin kerametidirler. [Onlar ıqi heo^ net iaziiet depl, onlar keramet için fazilettirler.]
ŞeyhahdUm Abhaa btn Muhammed HaUal ’m şöyle dedığmı anlatır: Menr^ palnrit mted^ım zaman Ebu Hayr Tinati bana dedi ki:
- Hmkam mtma geçırtp oereye g^y€>r$un ? Tarsus a mı, Kudüs'e mı? S«ö® ^ şedr oturup yuzunu ona dondurmezsın ’
tVUYA Mf NKJMLMU
Şeyhülislam diyor kJ; *Kofc neresKİır. biliyor rumuhui? Scntn oknadıgtn, yanı finden fanı oldu^fun yer*
Şeyhülislam adı Harun olan, ama Ebu Salih Hadaânİ dire taAinan bir şahnn şıı-naklediyor; Ziyaret ı^ın Ebu Hayr TınatTııın erme g)ttı|^&cie bana:
“Şimdi nereye gidiyorsun" dedi "Tartus’a* dedim. "Bu tiI nereye gitmeye niyet ^n" drdı. "Mekke’ye* dedim. "Allah TeâU uze bv şey tet^ettı. ama sız onun değerini bilemediniz ve onun hakkını gözetmediniz. Onun için sizi boyie çöllerde ve de nızlerde dolaştırıyor" dedi. *Bu sözün hac ve gazayla mı ılgıb" dedim. "Evet, hac ve gazayı kastediyorum. Niçin zamanınızı ganimet bilmiyor ve bu hal üzere karar kılmıyorsunuz” dedi.
Şeyhülislam anlatıyor; Mundin hm Ebu Kasım Hallal Merveri’nın huzuruna gelip sefere çıkmak için destur istedi. Pir sordu: “Neden sefere çıkıyorsun^’ Mun dm cevabı: "Çünkü akmayan su kokar.* Tekrar sordu; "Niçin deniz olmuyorsun? Zira o akmıyor, ama kokmuyor da."
Ehu hayr Tinatî’nin sohbetinde bulunanlardan bin anlatıyor; Bir gun şeyh otu nurken birden "ve aleykümselam" dedi. “Meleklerle mı konuşuyorsun" dedim. "Ha yır" dedi, "Ademogullanndan biri havada uçarak giderken bana selam verdi ve onun selamını almıştım."
Ehu Hüseyin Karafî anlatıyor: Ebu Hayr Tinatî’nın ziyaretine gitmiştim. Veda edip ayrılacağım zaman mescidin kapısına kadar çıktı ve “Ebu Haşanî Biliyorum ki yanında bir maJum [gıda maddesi] bulundurmazsın. Ama şu iki elmayı al ve sakla." ElmaJan alıp koynuma koydum ve üç gün yürüdüm. Elime hiç ftıtuh ulaşmadı. O liu elmanın birini çıkanp yedim, öbüninü de çıkanp yemek istedim. Baktım ki cl-malann ikisi de yerinde. Bu elmalardan hangisini yesem koynumda yine ıkı elmanın kaldığını görürdüm. Musul’a varana kadar durum böyle devam etti. Burada bu Ju elmanın benim malumum [belli rızkım] haline geldiğini ve [25"^] tevekkülümü lozduğunu hatırladım. Bunları koynumdan çıkardım. Tam bu sırada abaya sarılmış ir dervişin; “Elma arzu ediyorum" dediğini gördüm. Bu iki elmayı ona verdim ve eçip gittim. Galiba Şeyh Ebu Hayr o elmaları bu dervişe göndermişti diye duşun-iım. Geri dönüp o dervişi aradım^ ama bulamadım.
Sûfîler zümresinden biri anlatıyor: Şeyh Ebu Tınatî’nin meclisindeydım. Bana şJangıç halini hikâye etti. Kendisine sordum: "Elinizin kesilmesinin sebebi ney-r “Bir günah işlediği için elimi
fe\ bulunan ıkı somun zahir oldu. Bu nesnenin ne oldug;unu Şeyh söylemedi, ^^ıbetındekıler de sormadı. Bundan sonra her gece bu iki somun bana gelirdi, landan sonra gaza i^ın cepheye gitmem konusunda bir işaret aldım. Bunun uzeri-ifv'epheve gittim. Tesadüfen bir cuma gunu bir köye ulaştım. Camı avlusunda bir ioşı Hı. Zekenya’nın (a.s.) kıssasını anlatıyordu Onun bir ağaca girdilini, bir teste-İtele onu bıvtıklennı, onun da bu belaya sabrettiğim anlatıyordu. İçimden dedim b ilahı Nievlam! Zekeriya sabırlı bir kışıymış, bana bir musibet verirsen sabredece' pMic Sonra buradan ayrılıp Antakya’ya vardım. Bazı bana dostlar cepheye gitmeye karar verdı^mı görünce bir kılıç, bir kalkan, bir harbe verdiler. Cepheye gittim. Düşmandan korkup kalede surlar ardmda bulundug;um için Allah’tan utandıgım-im gündüzleri kale dışındaki meşeliklerde, geceleri ise ırmak kenannda bulunu-vonkm. Harbemi bir yere diker, kılıcı hamail edımp sabahlara kadar namaz kılar-ka. S^bah namazını kılınca yine o meşeliğe gelirdim. Bir gun gözüme bir ağaç liış-I.Yaııtşlennın bir kısmı [259] kızannış, bir kısmı yeşildi. Yapraklan üzerindeki çiğ tmelen pınl pınidı. O kadar hoşuma gitti ki ahdimi unuttum. Birazım ağzıma koy-BMŞ, birazım elimde tutar bir durumdayken ahdimi hatırlattılar. Ağzımdakıni yere takurdunL Elımdekim çevreme attım. Kendi kendime, "İşte bela ve musibet vakti pAiî çattı” dedim. Kalkanımı ve harbemi ırak bir yere attıktan sonra bir yerde otur-âmm Yt eium başıma dayadım. Henüz yenme tam olarak yerleşmemiş bu* hal-devken bir boluk suvan ve piyadenin çevremi kuşattıklanm gördüm. Bern alıp ne-hr kenama götürdüler. Bu bölgenin ermnnm burada bir at üstünde beklediğim jjpr4ı» Çevresııule de bir bölük suvan ve piyade var. Bir önceki gun yol kesen bir SMMMkr guTÛhunun yakalamp enunn huzuruna ellen kelepçeb olarak getınkbğını fordom. Emınn yanına varınca: “Kimsin” diye sordu. “Allah’ın kullanndan bir kul* dedn. Sonra haramilere beni tamyıp tanımadıklanm sordu. Canlar da tanımadıkla nm foyiedıler. Ama buna rağmen Emir: “Bu sızın başınız olduğu için kendmızı ona ediyor ve onu ele vermiyorsunuz* dedi. Sonra haydutların teker teker getirilip hnrcAennm, birer de ayakianmn ketılmesım emretti Sıra bana gekncer “İlen gek im «at* dediler. Elimi uzattım, kestiler. Ayağını uzat dediler. Ayağımı da uzattık m MMirı yuzumu çevtnp: İlahı, MevUro! Elim günah işlemiştir, ama ayağı-m ne gımahı var diye yakardım. Tam bu sırada orada duran bir atlı kendmı yere fe «t *Ne yafnyorsumız’ Gokierm uzenmıze yıkılmasuu mı ıstıyorsunot? Bu talan Hı kifidır* dedb ve adımı aoyİedı. Bunu gören emir atından ııup kesâlmış ehmı
aJc>^kumseIam, Ebu Hayr dzJcmıştjm, scmn hUcAi’d* bir unranın var ve yuvanla şerefleneceksin* dedi ve iki şerefli Harem de mücavir olarak yaşamasını va-' fiyft etti ve *Nasıbını orada bulacaksın* dedi. Altmış yıl Mekke’de mücavir olarak j nşidı^ halde kimseden bir şey istemedi. Bu konuda demişti ki: Altmış yıJ Mekke
(ft Medine’de mücavir olarak yaşadım. Pek çok sıkıntı çektim. Ne zaman bir kimse Jen bir şey istemeye niyet etsem hififten bir ses: “Utanmıyor musun ki, secdede onumuze koyduğun yuzunu başkalarının önünde alçaltıyorsun?*
I Derler ki, ne zaman Mustafa'nm (a.s.) Mukaddes Ravzasına varsa, “Selam sana fş Resul-i sakaleyn* der ve “Ve aleykümselam, ey Tavusu 1-Haremcyn* cevabını ahrciı.
Sozlen:
Hur, hürlerin hizmetini kendine farz kılar. Fetâ kimseyi kendine minnettar görmeyen, kendisini ise herkese muhtaç bilen kişidir.*
Hürler iyilik ticareti yaparlar, elde ettikleri kârise tevazudur.*
Hicri 383/993’te dünyadan gitti.
Ebu Hayr Askalanî (k.s.)
B^dat a geldi. Nice yıllar orada ikamet etti, burada şeyhlerle sohbet etti. Buranın üıyierinden birine gidip evlendi ve burada vefat etti.
Ebu Hayr Himsî (k.s.)
übe’ye giden ve çölden geçen yollan defalarca tevekkül esası üzerine katettı. Hicri 10/922 den sonra vefat etti.
İBRAHİM BİN ŞEVBAN KİRMANŞAHÎ (K.S.)
rduncu tabakadan olup künyesi Ebu tshak’tır. Zamanında Cebel bölgesinin şey-i. Takva ve dini hassasiyette öyle yüce mertebedeydi ki, halk ondan acizdi. v>e o mertebeyi kavrayamaz ve oraya ulaşamazdı.] Ebu Abdullah Magnbi ve bm Havas’ın muntlerindendi.
Idüflâh bin Münazil’e, “Onun hakkında ne dersin* dediklerinde şöyle demiş-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder