tesettür ile evliyalar bilgi
en güzel yazıları yazan tesettür diyorki Hrr ifte ıh fahtt kâft tkm, bemm hzzmt dört fshtdun var İfifAii tttıp şu beyit dc başkAUnnındır Aynltğtnla yuUtdtn hoynuma Şu yüklen h tofryamaz dağ, om.'Sâna dünyada ıkı fty\n do^u^ yeter. Faluriık ee Hak doeâanııdan bınne Kız HKt* demişti Kaaskr'Bir bmse Allah tan başka bir şcyk azjz oluru, ızaet buldu^^u «andığı şeyde liflet hayatı yaşar" derdi.
Yine diyor kı: "Kur’in'a mahluktur dedikleri zamanda Ahmed bin Hanbel'ı tm-ılına atmışlardı. Kur’kn’a mahluktur de«ın diye Zunnûn Mısıi’yı zindana götürdük ten haberi geldi. Ben onun adını ve şohretmı ışıtır dururdum. Henüz ı;o«.uktum o tamanlar. [216] Halk kendisini görmeye gidiyordu. Ben de gittim, hakir bin görünümünü verdiği için, "Bu kadar şanı şöhreti olan Zunnûn bu mudur" diyerek zaval İl bin olarak duşundum. Zunnûn derhal o kadar halkın içinde yüzünü bana çevınp:
"Ey genç! Allah TeklA bir kulundan yüz çevirdiği zaman velılenne sataşması için onun dilini uzatır* dedi. Ben kendimden geçerek yere duşmuşum. Yüzüme su ser perekbenı ayıltmışlar. Kendime geldim. SûB [saf bir kışı] olarak ayağa kalktım.
Şeyhülislam şöyle buyurur: “Allah’ın azametiyle gizlediği bir kimseyi görebil mek hiç mümkün müdür? Butun âlem ona perdedir, o da dostlanna perdedir. Nitekim bu taifeyi bu dünyadayken görüp tanıyamadıklan gibi, yann kıyamet gününde de bilemezler. "Sen onları sana bakarken görürsün, oysa onlar [sem] görmezler."
Mahmud Sebuktekin bir gun Bayezid’in kabrine gider. Orada bir dervişin durduğunu gorur, sorar:
-Sizin şu üstadınız ne derdi?
"Beni gören kişiyi ateşte yakmazlar" derdi diye cevapladı.
-Hiç böyle şey olur mu dedi, Mahmud. Ebu Cehil de Muhammed’i (s.a.v.) gofdu. Ama o cehennemde yanıyor.
yyhulı»İAin diyor ki; tkı Ebu Cxfer Kaddâd tv Bin büyük. <li^|en ku^uk Buyt^ flMi Câfrr Bağdadı olup Cuneyd ve (219] Ruveym in ça^j^dafidır Kuçuk Ebu Caicr ^ B«kır el'HaddId ı»c Mısırlı olup Buyuk Ebu Caler'm soKbrtmde bukuımuf.
Ata yla oturup kalkmış, onun mundi olmuş rt Ebu Tund» Nahşebı>l« sohbet ftmışlır
Şeyhülislam anlatıyor; Ebu Cafer Haddid Mısır'da on yecb yıl demircilik yaptı. Hcrgun bu dinar, on ak«^e alır, ama bunun bir kuruşunu bile kendisi u^n harcamaz k Hepsini sadaka olarak devnşlere dağıtır, akşamlan Cuneyd'ın kapısına gelir, ıkı jjiınn ekmek alıp yer, sonra mescide gidip yatar, hiçbir yerden dilenmez, bir şey istemci ve acaba ne olacak diye gözlerdi.
Şöyle derdi: "Bir dervişin elbisesinde dervişlik alameti gördün mu artık ondan bayır umma.” [Nefahât, Tahran, 1370, 172]
Şeyhülislam anlatıyor: Ebu Cafer çölde yolculuk yaparken bir kuyu başına vardı »e suya baktı. Ebu Tûrab da buraya varmıştı, ama bu Ebu Tûrab Nahşebı değil, başka bir Ebu Tûrab’tı. Ebu Tûrab sordu:
-Ya Ebu Cafer burada işin ne?
-On altı gündür su bulamadım, şimdi suya ulaştım. Yakın ile ilim arasında oturmuş ve bakalım hangisi galip gelecek diye bakıyorum. Hangisi galip gelirse ona göre hareket edece^m. Ebu Tûrab:
"Ey Ebu Cafer, bu konudaki şanın muazzam olacak” diyip gitti.
Şeyhülislam bu konuyu şöyle açıklıyor: Ebu Cafer’in yakın dediği şu düşünce: Şimdi susuz değilim, suya ihtiyacım yok, sabredebılinm. Ilım dediği de şuydu; Hak Teilâ’ya ibadet etmek gerekir. Kendi kanıma girmem [susuzluktan ölmem] caiz de^ıldu’. Su bulamayacağımı düşünüp yanıma su almam gerekir. Ebu Türab onun nmnı bilmişti. Onun için Ebu Cafer bu durumu gizlememiş ve ona açmıştı.
Ebu Cafer Muaz-İ Misrî (k.s.)
Ebu Haşan SeyrevanI Sağır anlatıyor: Her ikisi de Mısır’da ikamet eden Ebu Cafer Haddad Mısrî ile îbn Berkî’ye sordum: Tasavvuf nedir? Cevap verdiler .
Her leyı bilen AİUh’tır Hz. MuhamımMİ Mueub y» ) zamatı umM b«Ki şeyler »orarlardı: “Ben gaybt bilmem, ben bur kuluın. «Mİecc MrvlA mn bıkkedıl^ l^nm. bildirmediğini bilmem" derdi.
Efu’ Caffr Mfc zi m (k s.)
Hm Abbas Ata nın çağdaşıdır. Zamanmm gavHydt. Gaee gizli ob» Hayv 7» da ffrfe
tbn HiBf, Ebu Haşan Dcrrac'dan şunu dinlemişti; Bu- seler eanasında btıbulc nyie tartışan yolculardan bıkmış utanmıştım. Tek başıma yolcultdı yapmaya azanet tim. Kadısiye mescidine varınca üzerinde Imyuk bir musibet bukınan cnzzamlı [meczum] hır ihtiyar gördüm. Beni görünce selam verdi ve “Ebu Hatan hacca mı gidiyorsun” dedi. Asık bir suratla ve öfkeli bir şekilde “Evet” dedim “Arkadaş leter mısın” dedi. Kendi kendime, sağlıklı arkadaşlardan kaçtığım ıçm galiba bu cuzzam İmin eline düştüm [221 ] ve “Hayır, istemem” dedim. “Bana yoldaş ol" dedi. “Valia hı sana yoldaş olmam” dedim. “Ey Ebu Haşan” dedi. “Hak Teâlâ zayıf kuluna oyW muamele eder ki, kuvvetli kul şaşar kalır" dedi. “Evet, öyledir” dedim ve gittim Kuşluk vaktinde vardığım bir konak yennde yine o cuzzamiiyı gördüm. Gayet rahat bir şekilde orada oturuyordu. “Ey Ebu Haşan, Hak Teâlâ zayıfa öyle muamele eder b, güçlü olan buna hayret eder” dedi. Bir şey söylemedim, yola koyuldum, ama ona dair gönlümde bir tereddüt ve şüphe hasıl olmuştu. Hızlı bir yolculuktan sonra sabah vakti yeni bir konaklama yenne vardım ve mescide girdim. Burada yine kaygı su bu şekilde oturan o cuzzamlıyla karşılaştım. Yine bana hitaben: “Hak Teâlâ za-
öyle davranır kı, buna kuvvetli olan hayret eder" dedi. Huzuruna vardım, yüzümü yere koydum ve “Allah'tan da, senden de özür dilerim” dedim. “Maksadın ne du* dedi. “Hata ettim, şimdi seninle yol arkadaşı olmak istiyorum* dedim. ”Ama len yoldaşun olmak istemedin, bunun içm ant içtin, seni yemmınde yalancı çıkar Biak hiç hoşuma gitmez" dedi. “Hiç değilse öyle hareket et kı, seni her konaklama yennde görmem mümkün olsun” dedim. “Öyle olsun" dedim. “Öyle olsun” de<k. Bundan sonra hiç yol yorgunluğu ve açlık hissetmedim. Butun kaygım bir an önce ulaşip onu görmekti. Mekke'ye vannca bu olayı sûûlere anlattım. Şeyh Ebu Bekir kettânî de Ebu Haşan Muzeyyin dediler ki: Sozunu ettiğin Şeyh Ebu Cafer Mecnun dur ve daima onu görme arzusundayız. Keşke onu gorebdseydık. Sonra ben tavafia gittim. Onu tavafta da gördüm. Hemen gen donup onlara onu gordı^mu
«gnmicn bm utUtrfor: Meduıe drfkca bvdtn gonktm kı, Ac«m kaımMiMkn kumM Alaıh IUmİİ nc (aji.) «eda edıronkt. Dışarı «^ıkaıca Vmsi dt e*Bca çdktım. Zulhuteyfe racaddınc vanf» namaz kıkit. Ltbbcyk Afiahumme kb (Kik <br«rck taJbıyt getirdi ee oradan aynkk Ben de peşinden fittim. Peşuulen git a|PM brk edince donup baktı ve *Ne iftıyorvun" dedi. “Peşinden Mtıyo
r«i' dednm. Ama o buna tzın vermedi, luar edince, ‘Efer mutlaka ardımdan gel ■mr gerekiyorsa beni izle, ben nereye basarsam sen de oraya bas. Buna dikkat et’ kıdL ’Peb' dedim Sonra fazla bılmmeyen bir yola girdi. Gece karanlığı basınca or lakgı aydınlatan hır meşale gorundu: [213] ‘Burası Hz. Aışe (ra.) mesudıdu Bun im sonra sen mi önde gitmek istersin, yoksa ben mı önde gideyim' dedi. “Nasıl m tersen öyle olsun* dedim. O one duşup gitti. Ben uyuya kaldım. Tanyeri ağarırken Mekke ye vardım. Tavaf ve sa'ydan sonra Ebu Bekir Rettini'nın yanına vardım. Ömıode bir şeyhler toplulug>ı oturmuşlardı. Kendilerine selam verdim. Şeyh Ebu Bdor Kettini sordu: “Ne vakit geldm, nereden geliyorsun ve ne zaman yola çık 6nr* “Medine'den dun yola çıktım* diyince birbirine bakıştılar. Şeyh sordu: “Yola bnunie çıktın?” “Halı ve hıkdyesi şöyle şöyle olan bir adamla” diyince, “O şeyh Ebu Cafcr Damgâni dır. Bu iş onun hallennm sadece bir parçasıdır” dedi. Sonra “Hadi kafiun, onu arayalım” dedi. Sonra bana hitap etti: “Evlat bunun senin halın olmadı-gnı anlamıştım.” Sonra sordu:
- Avj^rının altmda yeryüzünü nasıl goruyordun?
> Geminin altmdaki denizin dalgalan gibi.
Ebc Has.an Verrâk (k.s.)
l’vuncu tabakadan olup adı Muhammed bin Şa d dır. Nışabur’un ulu şeyhlerinden Eku Osman Hirfnın muntienndendır. Zahir ilmi alanmda âlimdi. Fiillerdeki ku* »riar. muamele ve mce ilmi meseleler konusunda konuşurdu. 320/932 yılından OBce ve4t etmişti. Sözlen:
-Afta kerem, dostunun hatasını aâettıkten sonra bir daha hatırlamamaktır.
-GonJun hayatı hiç ölmeyen bir dınyı anmadadır. Mutlu hayat Allahla olan hafittir. Başkasıyla olan değil.
^ jVluhammed bin Abdullah olup Ebu Said Harriz m tohbctfenne pbu Saıd’den: Bir gun tahrada gülerken on kadar çoban kopegi bana adUkrdı. y^aftıkJannda murakabeyle meşgul oklum. Gördüm kı içlerinden çıktfı bir ak kopek oburlerine hucum edip benden uzaklaştırdL Bu kopek oburlen benden uzakla kadar yanımdan aynlmadı. Bir ara donup baktım, ama göremedim [22S] ŞekkAk, Ebu Saıd'in şu »ozünu rivayet eder: "Allah'ı zikretme halmde ol»
^yet halin kuvvetlenirse zikirden gaip olursun ve artık bundan böyle Allah aem ak ffder.
Şeyhülislam meseleyi açıklıyor: "Lisan zikirde, zikir zikrolunmuşta. gonul rah ınftte, rahmet nurda, can lyanda olmuştur ve iyan beyandan ıraktır Hak'kın rusdbı Hakka Adem'in nasibi Adem’e ulaşmıştır. Su ve toprak fanı olmuş, ikilik dönüşmüştür."
Ebu Bekir Şİblî (k.s.)
Dördüncü tabakadan olup adı Cafer bin Yunus’tur. Bazılarına göre Dulef bun Cader, diğer bazılanna göre de Dülef bin Ca’hder’dir. Bağdat’taki kabir taşı uzennde Cafer bin Yunus yazılıdır.
Şeyhülislam’a göre Mısırlı olup Bağdat’a gelmiş, Hayrun Nessâc’ın meclisinde tevbe etmiş, Cüneyd’ın müridi olmuştur. Âlim, fakıh ve muzekkırdi [vaiz]. Kendine ait bir meclis kurmuştu. Maliki mezhebindeydi. Muvatta ezberlemişti. Babası halifenin başhacibı, yam çavuşbaşıydı. Sülemî’nin tabakâtmda aslen Horasanlı oldu^, Bağdat’ta doğup büyüdüğü yazılıdır. Kökü Fergana’nm Usruşûne beldesine dayanır. Söylendiğine göre doğum yeri de Samarra’dır.
Cüneyd, "Şiblî'ye içinizden biri gibi bakmaymız. Zira o Allah’ın gözlerinden bir goıdur* demiştir.
Sekscnyedi yıl yaşamış hicretin 334/945 yılmda Zilhicce ayında vefat etmiştir Cuneyd, “Her zümrenin bir tacı var, bu zümrenin tacı Şibli’dir’ demiştir.
ŞibÜ 22 kere [akıl] hastanesine atılmıştır.
‘Özgürlük gönül özgürlüğüdür, başkası değil* demiştir.
evi IYA MKNKIftELERl
pır gun Fbu Bekir Tahir bir kumaşımı dükkânının yanından geçti. Kumaşçının
şeyhin dostuydu. Şeyhi görünce dükkândan çıkıp ardınca gitti. Kumaşçı oğlu pu dükkânda göremeyince kızdı. Oğlunun peşinden gitti, onu şeyhin yamnda bul ju Bir miktar hırpaladıktan sonra alıp dükkâna götürdü. Şeyh o gece sabaha kadar huıursu? oldu. Ertesi gun cahyesını yanına alıp kumaşçının evine vardı. Dışan çı-Ijn kumaşçıya:
*rhın gece huzursuz oldum, dünya malı olarak sadece şu canyem var. Dun gece ftm rahatsız ettıfçım için bunu sana vermek istiyorum. Kabul edersen al, etmezsen uat olsun" diyince kumaşçı derhal şeyhin ayaklarına kapandı ve “Ey şeyh! Ben gu nah işledim, sen mi özür diliyorsun" dedi. Şeyh buyurdu:
- Dogyu, suç senin, ama bana vurdular. [Allah hesabını benden sordu, ben ra-katsıt oldum.]
Hakikat nedir sorusuna verdiği cevap: “Hakikat tümüyle ilimdir." Yine sordular "Peki ilim nedir?" Dedi ki: “Tümüyle hakikattir." [Şeriat tasavvuftur, tasavvuf da şenattır.]
Şöyle demişti: Cem, dağınık olanlan toplamak, tefnka toplu olanlan dağıtmaktır. Topladığm zaman Allah dersin. Dağıttığın zaman mahlukât âlemine bakarsın.
Şunu anlatmıştı: Kabe’de ağlaya ağlaya veda tavah yapan bir adam gördüm. Şu dızelen söylüyordu;
[234] Niceleri var ki sana yakındır ve seni sevdiğini iddia eder. Ama uzak olan sem daha çok sevTnekte ve sana daha yakın bulunmaktadır.
Ebu Bekir bİn Ebu Sadan (k.s.)
Beşina tabakadan olup adı Ahmed bin Muhammed bin Ebu Sadan’dır. Bağdatlıdır. Güneyd in müridi, Rûzbarî’nin çağdaşıdır. Sûfılik yolu konusundaki bilgilerde çakındaki şeyhlenn en âlimiydi.
Ebu Haşan Hadik ve Ebu Abbas Fergani demişlerdi ki: Şu çağda şu zümre aramda ıkı kişiden başka kalmamıştır: Mısır’da Ebu Alı Rûzbad, İrak ta Ebu Bekir bin Ebu Sadan. Ebu Bekir’in buluşu Ebu Ali’den daha fazladır.
Sozlen; "Sûfılerle sohbet eden bir kimsenin nefsi, gönlü ve malı olmaması gere-^ Eğer o [geçim] sebepienne bakarsa maksadından uzak düşer ve oraya ulaşa
NtFAHATÜ L LTSJS
*Sûfi sıtâtUnn ve resmıJı^ın dışına çı^n kimsedir; Fakir ise [geçim aracı vej ^ bepJenne sahip olmaması ona fakır isminin verilmesini icap ettirmiş ve Musebbjb, giden )^oJu kendisine kolaylaştırmıştır."
"Tasavvu/ta inzivayı tercih etmeyen cahildir [gabıj."
Şeyh Ebu Abdullah bin Hâfîf anlatıyor: Bağdat’ta bayram namazından loorj Ruveym bana: "İbn Ebı Sadan’ı biliyor musun" diye sordu. Biliyorum diyince dedi ki; "Ona git, buğun bizi sohbeti ve dostluğuyla şereflendirmesi için ricada bulun Gittim, evinde buldum. Bir dehliz içindeydi, üzerinde oturduğu eski bir hasu’dan başka bir şey yoktu burada. Elçilik görevimi yerine getirdim. Şeyh bana: "Şu sofrayı tut, yemek getirmesi için dışarda duran adama götür” dedi. “Yoksa £bu Muham med Ruveym ın davetini kabul etmiyor musun" dedim. “Kabul ettim, ama şöyle bir hadis var" dedi. Hz. Ali’nin (a.s.) rivayetine göre bir kere Hz. Peygamber velime denilen bir [235] düğün yemeğine davet edilince Hz. Ali ye: “Ya Ali, kalk eve gide lim bir parça ekmek yiyelim. [Açhğımızı az da olsa giderelim.] Ta kı halkla birlikte nazik bir şekilde yemek yememiz mümkün olsun." Bunun üzerine sofrayı gotunıp dışardakı adama verdim. Üç yufka, bir de katık getirdik, yedik ve gittik.
Ebu Bekir Atûfi (k.s.)
Adı Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Vehb Atûfî olup Güneyd in (k.s.) mürididir. Hicri 345/965 da Remle de vefat etti. Şöyle demişti: Üstadım demişti ki; Sûfiler zümresine itikadı olan ve onların sözlerini kabul eden birine rastladığınızda, bem hayırduayla hatırlamasını kendisinden rica etmeyi unutmayın.
Şeyhülislam anlatıyor: Hallac ı Mansur Cemu ’l-ayn isimli kitabının sonunda der iu; Her kim bizim sözlerimize iman getirir ve ondan zevk alırsa benden ona selam söyİeym.
Şeyh Amu, Şeyh Seyrevanî'nin şöyle dediğini nakleder:
Eğer koturum değilseniz bize muhabbet besleyen bir kişiyi ziyaret için Hora san a dahi gidiniz.
Sûâler zümresinin dostu olan kişilere iyilik yapmanızı tavsiye ederim.tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder