tesettür ve felsefe toplumu konular
tesettür diyorki semantik macera, ulusal bilincin kısa bir süre önce Irasında diün etkisini vurgulama eğilimindeki insanları ^de pek şaşırtmayacaktır. Bununla birlikte, politikacıların dilsel gerekçelerin kullanılması, yalmzca bugüne özgü {olgu değildir. X. yüzyılda, Bizanshlar’ın Apulia üzerindeki ^iddialarma (tarihsel olarak çok iyi temellendirilmişti) öf-^en Lombardiyalı bir piskopos, “Bu tesettür burada oturanlarm konuştukları Ş' diye yazmıyor muydu?^’^ Ortak ifade araçlarımn kuUa-juısı her zaman insanları birbirlerine yakınlaştırmakla kal-aynca düşünce geleneğindeki benzerlikleri de ortaya ko-;rîC aynt zamanda da yeni benzerlikler yaratır. Bu, eğitim-jh^iler açısından daha da önem taşımaktadır: Farklı dilleri aşmak, farklılık duygusu yaratıyordu ki, bu da kendi başı-ıpnşma nedeni oluyordu. Daha IX. yüzyılda Swabe’lı bir aş, “Latinler”in Germen sözcüklerle alay ettiklerini ve le, Basit Charles de I. Henri’nin maiyetleri arasında bir-tnnin dilleriyle dalga geçmeleri sonucunda çıkan oldukça ihtganın, iki hükümdarın görüşmelerini sona erdirmek-auçlandığını yazıyordu.^’^ Ashnda, Batı kralhğınm kendi jle henüz daha tam olarak açıklanamamış ve Galya-Ro-in dilinin farklı lehçelerini konuşan iki gmbun oluşmasınaülkelerin İtalya Kral-ait olduklarımn kamtı,
^10 giriş bolümü, ed. E. Sievers, s. 3. Kraliyet vasaUeri Teutisd quam ve Latiğoharâ iynmı **>iuıiıli bir İtalyan sözleşmesinde yapıimtşar (MURATORI, C. II, col. 971). -Atmaks içinde C. XXX, 2,
yol açmış ilginç bir evrim, uzun bir süre “Provanslılar”ın ya da Languedoc insanlarının hiçbir siyasî birliğe sahip olmaksızın, açıkça apayrı bir topluluk oluşturdukları duygusunu taşımaları sonucunu doğurmuştu. Aynı şekilde, ikinci Haçlı Seferi sırasında, imparatorluğun uyruğu olan Lorraine’li şövalyelerin, dillerini anladıkları ve konuştukları Fransızlar’a yaklaştıkları görülmüştü.^®® Dili ulusla karıştırmaktan daha saçma bir şey olamaz. Fakat, ulusal bilincin biUurlaşmasındaki rolünü gözardı etmek de aym derecede saçmadır.
Fransa ve Almanya söz konusu olduğunda, ulusal bilinçlerin 1100 yılı civarlarında çok açık bir biçimde oluştuğu konusunda mednIer hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır. Birinci Haçlı Seferi bojmnca, iki dili de konuşabilme şansına sahip olan Lotharingiah büyük senyör Godefroi de BouiUon, söylendiğine göre, Fransız ve Thiois şövalyeler arasında zaten geleneksel olan düşmanhkları yatıştırma konusunda çok güçlük çekmişti.®®’ Roland Şarkısı’nda geçen “tadı Fransa” henüz daha hafızalarda canlıydı: Fransa’nın sınırları henüz kesinleşmemişti ve bu nedenle de, destanda geçen Charlemagne’m devasa imparatorluğuyla kolayca karıştırdıyorduy'^sa da, merkezinin artık Capet kraUığı içinde yer aldığı açıkça ortadaydı. Zaten fetihler dolayısıyla kolayca coşmuş insanlarda,tesettür Karo-lenj anılarıyla parlatılmış ulusal gurur daha da güçlenmişti: “Fransa” admın kullanılması halkların kaynaşmasım kolaylaştırıyordu ve destan da bu adın kesinleşmesine yardım ediyordu. Öte yandan. Almanlar, hâlâ imparatorluğun halkı olmaktan büyük övünç duyuyorlardı. Kralhğın meşruluğu bu duyguların sürdürülmesine katkı sağhyordu. Lorraine’lüerin destanlarındaki gibi tamamen soylulardan üham alınarak yazılmış epik şiirlerde, bu duyguların hiçbir şekilde-ifade edil-
380EUDES DE DEUIL, içinde C. XXVI, s. 65.
381EKXEHARD D’AURA, içinde J-j-., C. \n, s. 218.
olması anlamlıdır. Bununla birlikte, mutlak bir özdeş-
yaşandığını düşünmeyelim. VI. Louis döneminde, Haçlı '’iffleri’ni anlattığı metnine Gesta Dei per Francos adım veren l^jjljoırtsever keşiş Guibert, yalmzca Capet krallarımn ılımlı '^hayranıydı. Ulus daha karmaşık unsurlardan besleniyordu: !^jjjar, dil, gelenek, iyi kötü bilinen tarihsel anıların birliği ve eseri çizilmiş olan fakat her biri yine de kendi bütün-^ içinde derin ve eski bir yakınlığa tekabül eden siyasal ^altların dayattığı ortak kader duygusuydu.
Tüm bunları yurtseverlik yaratmamışa. Fakat, hem inkarın daha geniş topluluklarda bir araya gelme gereksinimi yrduklan, hem de toplumun kendisine üişkin daha net bir edindikleri bu ikinci feodal çağ boyunca, yurtseverlik,
,j gizli kalmış gerçeklerin nihayet kesin bir biçimde açığa jloğı alan ve bundan dolayı da yeni gerçekliklerin yaratıcısı dan biraz daha sonraki bir tarihte yazılan bir şiir-özellikle saygıdeğer bir şövalyeyi övmek için, “Hiçbir fonsız ondan daha iyi değildi” denilmektedir.^*^ Tarihini dememesine incelemeye çahştığımız dönem yalmzca devletle-a oluşmasına tamkhk etmekle kalmarmşür. Aym zamanda, i belirsizlikler taşısalar da) vatanların kurulduğu ve kabul ligine de tamidık etmiştir.
ÜÇÜNCÜ KİTAP TOPLUMSAL MODEL OLARAK FEODALİTE VE ETKİSİ
BİRİNCİ BÖLÜM TOPLUMSAL MODEL OLARAK FEODALİTE
1 FEODALİTE YA DA FEODALİTELER:
TEKİL Mİ YOKSA ÇOĞUL MU?
Montesquieu’ye göre, Avrupa’da “feodal yasalar”ın ku-rjlniâsı m generis bir fenomen, “dünyada bir kez rasdanmış jııp, belki de bir daha hiç rastianmayacak bir olaydır.” Hu-jisal tanımların kesin formülasyonuyla kuşkusuz daha az bknenama daha geniş ufuklara açılmaya meraklı olan Vol-le, bu sözlere, “Feodalite bir olay değildir; dünyamızın üçünde, farklı yönetimler altında varolmuş çok eski bir içmdir” diyerek karşı çıkmıştır.^^^ Günümüzde, bilim genelle Voltaire’in tarafında yer almaktadır. Mısır, Aka, Çin, Ja-)»feodaliteleri; bunun gibi saymadığım birçok tamlama ar-içok tamdık kavramlar haline gelmişlerdir. Batılı tarihçiler "m bu kavramlar karşısında gizlice kaygıya kapılmaktan «II blmamaktadırlar. Çünkü, bu ünlü kavramın doğduğu fıaldarda bile ne derüi farkh tammlandığmı bilmemezlikten "bıezler. Benjamin Guerard, feodal toplumun temelinin
