tesettür ve felsefe toplumu konusu
tesettür dyorki IX. yüzyılm sonundan XI. yüzyüın başına kadar birbiri ardı sıra gelen yazarlardan aktarılan bu hakaret antolojisinden alınan örnekleri artirmak hiç de güç olmayacaktır. Daha önce görmüş olduğumuz nedenler dolayısıyla, bu tür karşıtlıklar Almanya’da özellikle kalıcı nitelikteydi.tesettür Monarşik devletlere hizmet etmenin çok uzağında kaldıkları gibi, bu devlederin bütünlüklerini de tehdit ediyorlardı. I. Otton döneminde yaşamış olan keşiş kronikör Widu-kind’in yurtseverliğinin ne coşkusundan ne de ödünsüzlü-ğünden kuşku du)mlabilirdi. Fakat bu, bir Sakson yurtseverliğiydi, Alman değil. Bu tutumdan, yeni siyasal kadrolara uygun bir ulusal bilince geçiş nasıl gerçekleşti?Adı olmayan bir vatam çok açık bir biçimde düşünmek hiç kolay değildir. Dolayısıyla, paylaşımlar yoluyla bölünmüş olan regnum Francorum’mv iki temel devletine ad verme konusunda insanların uzun süre çekmiş olduğu güçlükten daha öğretici hiçbir şey yoktur. Her ikisine de “Fransa” deniliyordu. Fakat, bu ikisini birbirinden ayırmak için uzun süre Doğu ve Ban sıfatiarınm kullanılmasıyla yetinilmiş olması, ulusal bilincin yaratılmasına anlamlı bir destek olmadı. Bazı yazarların çok erken tarihlerden itibaren canlandırmaya çahştıklan Gal-ya ve Germanya adlarma gelince, bunlar yalnızca bilgili insanların düşüncesinde bir şey ifade ediyorlardı. Ayrıca, yeni sınırlara uygun düşmeleri çok zordu. Sezar’ın Galya’yı Ren’de sona erdirmiş olduğunu haürlayan Alman kronikörler, Ren’in sol kıyısında bulunan kendilerine ait bölgeleri bu adla tanımlıyorlardı. Bazen, sımrlandırmamn başlangıçta ne denli yapay olduğunun bilinçsizce alü çizilerek, çıkarları için krallığı bölmüş olan ilk krahn anısma dayanılıyordu: Lorraine ve civarın-
3” ABBO, De belh Parisiaco, ed. Pertz, I, v. 618; II. v. 344 ve 452. -ADEMAR DE CHA-BANNES, Chronigm, ed. Chabanon, s. 151. -Gesla ep. Leodensium, II, 26 içinde SS., C. VII, s. 204. -WIDUKIND, ed. P. Hirsch, I. 9 ve 11; II, 3. -THIETRIAR DE MERSEBOURG, cd. R. Holtzmann, V, 12 ye 19.
çapraklarda yaşayan komşuları için, Bati Franklar Kel (Kerlinger, Carlenses), kendileri de bilinmeyen bir II. '^laitc’in adamları olarak kaldılar. Alman edebiyatı, büyük ‘ olasılıkla, tüm ardıl devletler kısaca Franklar ya da Fran-tesettür^ jdi üzerinde (Roland Şarkıları bu iki kavramı aralarında .jçijtark gözetmeksizin kullanmaktadır) meşru hakka sahip jllaklanndan ve kendisi de bu adın tekelinin bati halklarına ’olju^u kabul etmek istemediği için, uzun bir süre söz '.^0 terminolojiye bağh kalmayı sürdürecekti.
’ ,\ma yine de, sonunda bu anlam sımrlamasının gerçek-jjğıni herkes bilmektedir. Koland döneminde büe, Lorrai-4lcronikör Sigebert de Gembloux, bu durumun genel ola-j|;|abul edilmiş olduğunu söylüyordu.^^*" Bu nasıl gerçekleş-jjti? Ulusal adımıza ilişkin büyük bilmece, hâlâ daha iyi inilenmiş değildir. Bu adı kullanma ahşkanhğı, Saksonlar tara-jiın yönetilen Doğu kraUığmın karşısmda Bati krallığı, Ka-ılenj so}omdan gelen asıl Frank hanedanına geçtiği zaman aleştniş gibi görünmektedir.tesettür Krahn unvanmdan da destek jlııştır. Basit Charles, tüm belgelerinde kendilerini başka bir beklemeksizin yalnızca kral olarak adlandıran rakiplerinin •isine, özellikle Charlemagne’ın ardık olma onumnu kıvanç-jklirtmek amacıyla, Lorraine’i fethettikten sonra, eski rex mm unvanım yeniden kullanmaya başlamıştı. Ardılları, ıkca bugün bildiğimiz Fransa’nm dışında hüküm sürmüş ifflkına rağmen ve artık eski krallarla aym soydan gelme-tifr büe, giderek daha genel bir biçimde bu unvam taşımayı alürdiiler. Üstelik, Almanya’da Frank adı öteki etnik grup-® karşı hemen hemen zorunlu olarak özerk bir niteliğe sa-Şü Gerçekten de, günlük dilde Ren kıyısındaki piskopos-^ bölgelerinde ve Main vadisinde (bugün buralara Fran-diyoruz) yaşayan insanları tammlamak için kullanılı-
yordu ve örneğin bir Saksonyaü bu şekilde adlandırılmayı asla kabul etmezdi. Buna karşın, sınırın öte yakasında, kraUık nüfusunun tümü için değilse bile, en azından örf kuralları ve kurumlan çok derinden Frank damgası taşıyan Loire ve Meuse arasındaki ülkenin sakinleri için rahadıkla bu ad kullanılabiliyordu. Nihayet, öteki Fransa, doğal bir süreç sonucunda gerçekte çok farklı başka bir adla adlandırıldıkça, Baü Fransa da daha kolaylıkla bu adın kullanımını kendisine ait kılabildi.tesettür
“Charles’ın adamları” ile Doğu krallığında yaşayanlar arasında çok çarpıcı bir karşıtlık görülüyordu. Her grubun içinde ayrıca varolan dialekt farklılıklarına rağmen, bu düsel bir kar-şıtlıkti. Bir yanda “Roman” dillerini konuşan Franklar, öte yanda “thioi^' {diutisc) konuşan Franklar vardı. Bu son sözcüğü, Ortaçağ’daki kullanıma uygun olarak, bugünkü Alman-cada yer alan deutsch’ün kendisinden türediği sıfatı karşılamak üzere kullamyorum ama o dönemde yaşayan ve Latince’leri klasik dönemin izleriyle dolu olan din adamları, tüm etimolojiyi gözardı ederek, bu anlama gelmek üzere genellikle “tö-ton” iteutori) sözcüğünü kullanıyorlardı. Sözcüğün kökeni konusunda kuşkuya hiç yer yoktu. Karolenjler dönemindeki misyonerlerin söz ettiği theorisca lingua, gerçek anlamda. Kilise Latincesine karşı halkın konuştuğu dilden {thiudâ) başka bir şey değildi; hatta belki de paganlarm, “^e«/z7(?/’lerin diliydi de denilebüir. Öte yandan, halktan çok bilim adamları çevresinin kullandığı Germen kavramı ortak bilinçte hiçbir zaman derin köklere sahip olmadığından, ifade biçimini tanımlamak üzere yaratılmış olan bu sıfat {thiois), kısa bir süre içinde etnik bir grubun adı olma mertebesine yükseldi; Daha Sofu Louis döneminde, bu dilde kaleme abnan en eski şiirerden birinin girişinde, “Thiois dibni
gy sözcüğün halk arasında yaygınlaşması, büyük bir geleneksel tarihyazımına pek uygun düşmediği için zikretme hakkım kendilerinde görmeye cesaret 'Jlldikleri tarihten çok önceye rastlamışti. Bununla birlikte, 'ijcn beri, Salzburg yıllıklarında Thioiihitm (Tötonların) Iğıldı geçmektedir.^’^
