tesettür ve felsefe toplumu konu
tesettür diyorki Mglo-Norman devlet, iki fethin, Batı Neustria’ntn Rol-lon, İngiltere’nin Piç GuiUaume tarafından fethedilmesi sonucunda ortaya çıkmıştı. Parça parça kurulan hükümdarlıklardan ve uzun geçmişe dayalı ve bazen son derece karmaşık geleneklerle dolu krallıklardan çok daha düzenli olan yapısını bu kökene borçluydu. Tüm bunlara, ikinci fethin, yani İngiltere’nin fethinin, ekonomik ve zihniyet koşullarında yaşanan : değişimin tüm Batı’da parçalanmaya karşı mücadeleyi teşvik ' ettiği bir döneme rastiamasım da eklemek gerekir; Başardı bir savaş sonrasında ortaya çıkmış olan bu krallığın, hemen hemen başlangıcından itibaren yazı üzerine kurulmuş olması, dolayısıyla da çok erken tarihlerden itibaren eğitimli ve bürokratik bir geleneğe sahip personeli bulunması da çok önemlidir.Anglosakson İngütere, son dönemlerde för//lerin çabası sonucunda kontlukların bir araya getirilmesi yoluyla, geçmişteki türden gerçek toprak hükümdarlıklarımn ortaya çıkmasına tanık olmuştu.tesettür Fetih savaşı ve ardından başlayan isyanların çok sert bir biçimde bastırılması büyük yerel şefleri ortadan kaldırarak, bu açıdan devletin birliği için tehlike oluşturabilecek unsurları da bertaraf edebilmişti. Bununla birlikte, halın tüm krallığı doğrudan yönetebileceği düşüncesi o dönemdeki zihniyete o kadar yabancıydı ki, GuiUaume kendisini benzer türde yerel yönetim odakları oluşturmak zomnda bissetti. Bu yhiksek soyluların da sadakatsizlik göstermesi (yalnızca Galler sınırındaki Chester kontluğu ile Iskoçya sınırındaki Durham kilise hükümdarlığı istisna oluşturuyordu), isyanların ardından ortaya çıkabilecek tehlikeli siyasal oluşumların kısa sürede bastırılabUmesine olanak sağlayınca, kraUık için bir şans oldu.tesettür Krallar
artık yalnı/ca yargıdan elde edilen gelirlerin bir bölümünüaî inakla yetiniyorlardı. Yargı yetkilerini fiilen kullanma, as^ birlikleri to|daına, vergi gelirlerini tahsil etme İngilizcede sheri[f olarak adlandırılan kralın ck^ğrudan temsilcilerine ait ijilerdi. bunlar kaimi gVlrevlisi sayılırlar mı? Tam olarak değil Çünkü görevlerini, (incelikle krallık hâzinesine belirlenmiş bir miktar para (klemek suretiyle kiralıyorlardı: Hkemomik koşulların henüz daha maaş; (idemeyi olanaklı kılmadığı bir dönemde, eğer topraklar flef olarak dağıtılmak istenmiyorsa,bu kiralama sistemi tek çözüm olarak görülüyordu, ikinci olarak, bunlardan çok büyük bir bölümü, en başından, görevlerini kalıtsal kılmayı başarmışlardı. Fakat bu tehditkâr gelişme, Anjou hanedanından kralların güçlü elleriyle aniden durduruldu. 1170’te, II. I lenri birdenbire kralbktaki tüm r/ım^en görevden aldığı, ycinetimleri hakkında soruşturma açtığı ve yalnızca bazılarını yeniden atadığı gün, krabn tüm İngiltere’de kendisi adına yönetenlerin efendisi olduğu herkes tarafından anlaşılmış oldu. Kamu görevleri ile fıefler burada tam olarak birbirleriyle hiç karıştırılmadığı için, İngiltere kıtadaki herhan gi bir krallıktan çok daha önce, gerçek anlamda birliğini sağ lamış bir devlet haline geldi.
Bununla birükte, bazı açılardan, hiçbir devlet İngilte re’den daha mükemmel bir biçimde feodalleşmiş değildi. Fa kat bu öyle gerçekleşmişti ki, sonuçta kralbk iktidarı bu si reçten daha da itibar kazanarak çıkmıştı. Tüm toprakların tı sarruf hakkı karşılığında verildiği bir ülkede, kral, sözcüğü tam anlamıyla, tüm senyörlerin senyörü değil miydi? Özeİ le askerî fıef sistemi, hiçbir yerde daha metodik olarak uygı lanmamıştı. Bu şekilde toplanmış ordularda, bilindiği gibi t mel sorun, kralın ya da hükümdarın doğrudan vasallerin orduya katıbrken zorunlu olarak birliklerin en önemli kısmı oluşturan kendi vasallerinden yeterli bir sayıyı da kendilenj
deki bazı tarihçiler arasında, ortaçağın ilk yüzyıllarında ulusal ya da etnik bilince sahip herhangi bir grup bulunduğunu reddetmek modaydı. Bu, naifçe ve kaba bir yabancı {horsin) br-şıthğımn ve benzer duyguların çok da fazla incelmiş bit düşünce yapısı gerektirmediğini unutmak demekti. Biz bugün, Germen istilâları döneminde, örneğin Fustel de Coulange’m zannettiğinden çok daha güçlü bir yabancı karşıtbğının ortaya çıkmış olduğunu biliyoruz. Feodal çağın bize sunmuş olduğu tek büyük fetih deneyimi olan Norman İngiltere’nin işgalinde yine bu duygularm varhğı açıkça görülmektedir. GtuUaume’un en küçük oğlu I.tesettür Henri, Canterbury’H bk keşişin deyimiyle “İngiltere’nin gerçek hanedanı” olan eski Wessex hanedanından bir prensesle evlenmenin akıUıca olacağını düşünüp, kendi başına açıklayıcı olan bu eylemi gerçekleştirdiği zaman, Norman şövalyeler, bu kral çiftine Sakson dilinden takma adlar vererek alay edip, eğlendiler. Fakat, yaklaşık yarım yüzyd kadar sonra, Henri ve Edith’in tomnlarmm hükümdarlığı döneminde bu evlili^ övgüyle anan bk dinsel olaylar tarihçisi şu sözleri yazıyordu: “Şimdi İngiltere’nin İngiliz ırkmdan bk kralı var; aym ırktan gelen şu ya da bu tohumdan türemiş piskoposları, manasor başrahipleri, baronları ve cesur şövalyeleri de bulunuyor,”^^^ Aym zamanda İngiliz ulusunun da tarihi olan bu karışmanın tarihini, burada, çok dar bk çerçeve içkide kalarak, yalnızca ana haüanyla bile özetlemek mümkün değü. Bu durumda, her türden işgalin dışında kalan, Alpler’in kuzeyindeki eski Frank İmparatorluğu’-nun sınırları içindeki ulusal birimlerin oluşumunu, eğer şöyle denilebükse, Fransa-Almanya İkilisinin doğuşunu incelemekle yetinmeliyiz.^^"*
Marc Bloch, ha m de S. Edouard le Confesseur par Oshert, içinde Amkcta Bollandiam, C. XII, 1923, s. 22 ve 38.
Kaynakça’daki “MiUiyeder” alt-başbğı altındaki eserler dışında bkz. LOT, Lıs itnim carolingiens, s. 308 vd. -LAPOTRE, hhurope et le Saint-Siege, 1895, s. 330 vd. -F. KERN, Diı Anfdnge derfrant^ösischen Ausdehmngspolittk, 1910, s, 124 vd. -M. L. BULST-THIELE, Kniım» A^es, 1933, s. 3, no. 3.
^ farklılık ne denli önemli olursa olsun, Elbe’den Okya-kadar uzanan devasa devleti yönetmekte Karolenjler’e
^jjıjımcı olanlar aynı soylu ve aynı ruhban sınıfıydı. Üstelik jjbiıleriyle akrabalık ilişkisi kurmuş olan bu büyük aileler, g’den sonra, parçalanmanın sonucunda ortaya çıkan ve yöneticileri yalmzca görünüşte ulusal olan krallıklar ya da hü-'ğıdarlıklar oluşturmuşlardı. Franklar İtalya tacım tartışıyor-jıtdı; Burgonya tacım bir Bavyeralı, Baü Fransa’nınkini (Eude’ it birlikte) belki de bir Saksonyalı taşıyordu. Bazen onurların ijğıoası krallarm izledikleri siyasetin sonucunda zorunlu kal-lilaDİçin, bazen de kendi tutkuları dolayısıyla dolaşıp duran İm yöneticiler, kendilerine bağlı olan ve eğer söyleme cesareti ^sterilebilirse bu bölgeler-üstü niteliği paylaşan vasaller simim maiyetlerinde kendileriyle birlikte sürükleyip duruyor-kdı. 840-843 arasındaki bölünme, o dönemde yaşayanlara, laldı olarak, bir iç savaş duygusu vermişti.
Bununla birlikte, bu birüğin altında daha eski gruplaşma-!ım anıları devam ediyordu. Bölünmüş Avrupa’da, ilk önce, klıarşılıklı horgörme ve kin duyguları içindeki gruplar oraya çıktı. “Dünyanm en asil bölgesi”nden gelmiş olmanın ver-iışgunımn zirvesindeki Neustria’Iılar, Aquitain’leri “hain” 'tBıırgonyalılar’ı da “korkak” olarak adlandırmaya can atıyorlardı; “Franklar” Aquitain’ler tarafından “ahlâksız”. Sonarlar da Meuse’lüler tarafından “dalavereci” olarak ilân edili-loriardı; hepsi çok yakışıklı olan ve hiçbir zaman kaçmayan ^|lsonlar, Thuringue’ülerin ödlekliğini, Alamanlar’ın yağma-ve Bavyeralılar’ın cimriliğini simsiyah bir tablo olarak
