tesettür ve felsefe toplumu bilgisi
tesettür diyorki 30’ Ges/a ep. Cameracensium, III, 2, içinde IV., XVII, s. 466; bkz. III, 40. s. 481.jyşünmemişlerdi. Doğrudan krallığın denefiminde bul lıiçbir kontluk, Hugues Capet devraldığı zaman, son Kar» letıjler’in mirası içinde artık yer almıyordu. Karolenjler’ tersine, kontluk “onurları”nı toplayarak bü^aiyen bir aileden gelen Capet kralları, tahta çıküktan sonra, doğal olarak kendi siyasetlerini sürdürdüler.
Doğruyoı söylemek gerekirse, bu siyaset her zaman bü-pk bir kararlılıkla yairütülmedi. Kimi kez, krallarımız, sabırla bir tarlayı ötekine ekleyen köylülere benzetilmişlerdir. Ancak, bu imge iki yönden yanılticıdır. Tanrı’mn sevgili kulları olan, aynca büyük savaşçılar içinde yer alan ve aynı düşünce biçimine sahip oldukları şövalye sımfı gibi her zaman tehlikeli bir biçimde maceramn cazibesine kapılan bu kralların zihniyetlerini çok yardış ifade etmektedir. Ayrıca, amaçlarında bir devamlılık olduğunu varsaymaktadır ki, bu konuyoı yakından inceleyen bir tarihçi çok seyrek olarak böyle bir amaç devamb-lığı saptayabilir. Hugues Capet’nin Paris,tesettür Corbeil ve Melun kontu yapmış olduğu Bouchard de Vendöme, eğer çok uzun bir süre önce tarikatlara girmiş oğlundan başka, doğrudan kendi soyamdan gelen bir mirasçıym sahip olsaydı, Ile-de-France’m göbeğinde bile, çok güçlü bir biçimde yerleşmiş toprak hükümdarbklarımn kurulduğu görülebilirdi. Daha sonra I. Henri de, bir ayrıcabk belgesinde, Paris’in fief olarak verilmesini, sanki çok doğal bir olasılıkmış gibi tasarlayacaktı,^™ Açıkça görülmektedir ki, Karolenj uy^gulamalarmdan kurtulmak konusunda büytiik güçlük çekiliyordu.
Bununla birlikte, XI. yüzyılın başından beri, bir dizi kontluk art arda kralların eline geçmişti ve krallar da buraları yönetmek üzere yeni kont atamıyorlardı. Bir başka ifadeyle, ku büyük yöneticileri kendi memurları olarak görmeyi haklı nedenlerle sona erdiren krallar, kendilerini buraların kontu
krallık otoritesinin tek temsilcileri, her biri oldukça bölgelerin başına getirilen önemsiz kişiler oldu; ve vasat/!
likleri dolamasıyla pek tehdit oluşturamayacaklan bu görevlilerden (prevot) bazıları, başlangıçta, görevlerini badan oğula miras olarak bırakmış gibi görünseler de, efejd leri, XII. yüz^al bo}oınca tüm bu görevleri süreli çiftçiliUj,j dönüştürmekte büyük bir güçlükle karşılaşmadılar. Daha sor, ra, Phüippe Auguste’ten itibaren, yönetim hiyerarşisinin daj^ üst düzeylerinde de, kâhyahk ya da kilercibaşılık gibi, resmi maaşh memurluklar ortaya çıkacaktır. Fransız kralhg, kj. dişini yeni toplumsal koşullara uydurabildiği ve iktidarını gj. yet mütevazı bir biçimde oldukça küçük insan gruplaını doğrudan yönetmek üzerine kurduğu için, koşullar yetlulem tek elde toplanmasına uygun düştüğünde, bunu, kendi içinit barındırmaya devam ettiği eski duygu ve düşüncelerin lehiııt çevirerek, en büyük yararı elde edebilecekti.
Bununla birlikte, bu gelişmeden tek yararlanan güç Fm-sız kraUığı değildi. Çünkü aynı olgu, varolmaya devam elet büyük toprak hükümdarlıklarında da ortaya çıkmışü.Eudelt Blois’mn, 1022’ye doğru, kurnazca kullandığı aile bağlan sayesinde sahip olduğu Troyes’dan Meaux’ya ve Provins’eh-dar olan topraklardaki konduklardan oluşan mozaik ile i oğul hakkına dayanan ve bundan dolayı da parçalanmam önleyen miras hukuku, sımrları iyi çizilmiş bölgeleri, memurları, arşivleriyle birlikte düşünülmesi gereken XIII. yüzyılın h şmdaki Champagne devleti arasındaki fark, Sofu Robett'ır krallığı ile VIII. Louis’nin kraUığı arasındaki farktan daha -değildi. Bu şekilde oluşturulan yapılar o denli güçlüydüle'^^ sonunda kralhk toprağına katılsalar bile, ortadan kaldırıl’tesettür’'" lan başarılamadı. Her halükârda, krallar Fransa’yı birV
İnekten çok, toparladılar. İngiltere’de “Magna Carta,” Fransa'da 1314-1315 tarihlerinde Normandiya, Languedoc, Bre-tagne, Bourguignon, Picardie, Champagne, Auvergne, batidaki Basse-Marche, Berry, Niverne halklarıyla yapılan sözleşmeler vardı; İngiltere’deki parlamentoya karşın, Fransa’da bölgesel meclislere hem daha sık rastlamyordu hem de “Etats-Generaux”dan daha etkiliydiler; İngiltere’de common law bölgesel istisnalara çok az yer verirken, Fransa’da bölgesel örf hukukları sonsuz çeşitlilikteydi; Ulusal evrimimize çok ağır jük oluşturacak ne kadar çok karşıtlık sıralayabiliriz. Gerçekten de ilk gücünü, kontlukları, şato topraklarını, kikseler üzerindeki yetkileri toparlayarak çok “feodal bir biçimde” sağlamış olan Fransız kralkğı, devlet bir kez canlandıktan sonra da, her zaman bu damgayı taşımış gibi görünmektedir.
III.KÖHNE BİR MONARŞİ: ALMANYA
Montesquieu, “Sürekk fiefler Fransa’da Almanya’dan önce kurulmuştur” saptamasını yaparken, bunu, “Alman ulusunun ağırkanlı mizacını ve eğer söylemeye cüret edebikrsem, değişmez zihniyet yapışım” işin içine katarak temeUenchriyor-du.^'' Montesquieu gibi bir “belki” ile yumuşatılsa bile, psikolojik saptamalar kesinlikle çok tehkkekdir. Yine de,tesettür burada çok keskin bir sezginin varolduğu görülmektedir. “Ağırkanh mizaç” sözlerinin yerine, daha mütevazı bir biçimde “köhne-mişlik” sözünü kullanahm, çünkü Alman Ortaçağ toplumunu, ker dönemde, Fransız toplumuyla karşılaştırarak inceleyen tüm çalışmalarda bu sözcük geçmektedir. Dolayısıyla, vasaUik ve fief, senyörlük rejimi, destan (efsane konuları ve olağanüstü olaylara egemen olan pagan atmosfer gerçekten köhneckr) konuları için doğru olduğu kadar, ekonomi alanında da ge-
çerli olan (Almanya’da “kent rönesansı”, İtalya, Flandre’a göre bir ya da iki yüzyıl kadar gecikmeyle bu gözlem, devletin evrimi ele alındığında yine tüm d korumaktadır. Toplumsal yapı ile siyasal yapı arasmılak! daha tanık olduğumuz uyumu, daha açık olarak gözler ' serebilecek başka bir örnek yoktur. Fransa’dan çok dah^ zeysel ve çok daha farklıhklar taşıyan bir şekilde “feod^ miş” ve “senyörlükler kurmuş” olan Almanya’da, krallık, sa’ya göre çok daha uzun bir süre Karolenj modeline kalmıştır.
Kral, kontların yardımıyla ülkeyi yönetiyordu. Kontljj ise, kahtsalhğı çok yavaş işleyen bir süreç sonunda ona4 mış ve bir kez onaylamnca da, fieften çok göreve bağlı olatd algılanmış bir unvandı. Kontlar, kralm doğrudan vasaUenol masalar bile, ilke olarak, tıpkı dokunulmaz kiliselerin “yem hleri” gibi, emretme ve cezalandırma yetkisini yani Almat. cada dendiği gibi “ban”l2Lnnı, özel bir bağışla ondan alıyo; lardı. Kuşkusuz, burada da monarşi, özellikle de özgün yapıdan söz ederken bahsetmiş olduğumuz dükalıklar gö» mündeki toprak hükümdarhklarmm rekabetiyle karşı kanı-yaydı. Otton hanedanmdan krallarm baskılarına ve uyguladıt-lan bölme politikasma rağmen, dükler krallığa tehdit ölüp racak kadar güçlü ve dikbaşhydılar. Fakat krallar da, ook karşı kiliseyi kullanma becerisini gösterebildiler. Çünkü Ca-pet’lerden farklı olarak, Charlemagne’m Alman vârisi, tek-ğındaki hemen hemen tüm piskoposluklarm efendisi olaıi kalmayı başarmıştı. I. Flenri’nin Bavy^era düküne vermek mnda kaldığı Bavyera’daki piskoposluklarm terki, koşullar gereği ahnmış ve kısa süre içinde de vazg karardı; Frederic Barberousse’un Saksonya düküne bahşet-' Elbe ötesi piskoposluklara üişkin gecikmiş ayncalığa gd®'' bu da, yalnızca misyonerhk faahyederi alamna ilişkindi ve' lında hiç de kahcı olmadı; Salzburg Başpiskoposluğa’''
