tesettür ve felsefe toplumu bilgi

tesettür ve felsefe toplumu bilgi 

tesettür diyorki
Bu gelişme, temel özellikleri itibariyle hemen hemen evrensel olsa da, ülkelere göre çok değişik çizgüer izlemekten de geri kalmıyordu. Burada, bir çeşit deneme olarak, üç tür devleti kısaca ele almakla yetineceğiz.
II.YENİ BİR MONARŞİ tesettür: CAPET HANEDANI
Yükseliş dönemindeki Karolenj monarşisinin göreli gü-di, bazı genel ilkeleri uygulamasmdan kaynaklamyordu: Tüm
uyruklara askerlik hizmetinin zorunu olması; krjijjj^ meşinin mutlak üstünlüğü; o dönemde gerçek olan kondarın bağımlılığı; her yere yayılmış krallı&j saller ağı; Kilise üzerinde kurulan iktidar. X. yüzyılu^^'î da, Fransız krallığında tüm bunlardan geriye ne çeği söylemek gerekirse, hemen hemen hirhir «p,, u ! ^
(özellikle tahta Robert soyundan düklerin geçmesiyle y rin krallığa olan desteği artmıştı) orta ve küçük şövajn^ oldukça büyük bir bölümü doğrudan krala biat yemini hâlâ sürdürüyorlardı. Fakat bunlara, artık hemen hemen 'tesettür nızca hanedanın kendisinin de kontluk yetkileri lojiij^^ kuzey Fransa’mn oldukça sınırlı bir kesiminde rastlaniyoıj Aslında, yüksek soylular hariç, yalnızca vasallerinin vasafej. ne sahiplerdi. Herkesin ahlaki olarak kendisini bağlı hisset^ tek kişinin yakınındaki senyör olduğu bir dönemde, byçoi büyük bir sakıncaydı. Bu denli çok vasallik zincirinin ara lui kası haline gelmiş bulunan kontlar ya da kontluklan elini toplayan kişiler, hiçbir şekilde krala karşı görevlerini ioh, etmiyorlardı. Fakat görev, özel türde zorunluluklarla viill bir mirasa dönüşmüştü. Hugues Capet’nin bir başka vasaliı® elindeki Melun kontluk şatosunu almaya çalrşan Eude it Blois’ya, bir çağdaşı “Ben asla krala karşı bir eylemde bıılt madım. Fiefe bir adamın ya da diğerinin sahip olması odu! gilendirmez” dedirtmektedir^'^^®. Yani, madem ki vasaii-kişi devam ediyor demek istemektedir. Aym şekilde, bir çİç de “benim kim olduğum önemh değil, yeter ki kira beiö ödensin” diyebilmektedir. Üstelik bu bağhlıkvehizmetiııt® bedeli genellikle çok kötü bir biçimde ödeniyordu.
Bu uygulama içinde, kral, tüm ordusunu küçük vasıl!'" rinden, hâlâ üzerlerindeki iktidarını tümüyle ptirmernİF'*'''^ ğu kiliselerin “şövalyeleri”nden, kendisine
edilen kiliselerin topraklarından toplanan piyadelerden Ijurmak zorunda kalıyordu. Bazen, bazı dükler ya da büyük Ijontlar birliklerini ona gönderiyorlardı. Fakat, uyruğu olmak-lîfl çok, müttefiki olarak. Davalarını krallık mahkemesi önü-
götürmeye devam eden davacılar arasında, yine, hemen Ijemen yalmzca daha önce bahsetmiş olduğumuz çevrelere rastlıyoruz: Doğrudan biat yeminiyle krala bağh olan küçük senyörlerve krallık kiliseleri.tesettür 1023’te, büyük bir yönetici olan Blois kontu, kralkk mahkemesi kararlarına boyun eğmiş gibi görimüyorduysa da, önceden, açıkça dava konusu olan fiefle-rin kendisine verilmesi koşulunu getirmişti. Yerel hanedanla-nn egemenliğine geçmiş olan piskoposluklarm üçte ikisi (tümüyle geçen dört kilise bölgesi: Rouen, Dol, Bordeaux ve Narbonne’du) kralın elinden tamamen çıkmışlardı. Gerçeği söylemek gerekirse, doğrudan kendisine bağlı olanlar yine de oldukça fazlaydı. Bunlardan bazıları sayesinde, örneğin Le Puy dolayısıyla Aquitaine’m merkezinde ya da Noyon-Tour-nai dolayısıyla Flaman egemenliğindeki ülkelerin ortasında, bir ölçüde de olsa varlığım sürdürebihyordu. Fakat bu kraliyet piskoposluklarımn çoğu, Loire üe imparatorluk sınırları arasında yoğunlaşmışlardı. Düklük yaptıkları dönemde sinikçe manastırlara elkoyan Robert hanedanmın mirasından gelen birçok “kraUık” manastırları da aynı dummdaydı. Bu külseler, krallığın en değerli güç kaynaklarından biri olacaklardı. Bununla birlikte, ük Capet’ler o derdi güçsüz görünüyorlardı li, dağıtabilecekleri yardım niteliğindeki ayncahklara kendi din adamları büe büyük bir değer atfetmemişlerdi. On yıUık hükümdarlığı sırasmda Hugues Capet bir düzine kadar ay-ncalık beratı dağıtû; oysa aynı dönemde Almanya krah olan III Otton’un, yirmi yüdan az bir süre içinde (ki bunun ük itiannda reşit değüdi) dağıtüğı ayrıcahk beratı sayısı dört yüzden fazlaydı.
Krallığın Bati Fransa’daki güçsüzlüğü üe komşu büydik
^eı^lerin yani Kel Charles’ın eski krallığında oturankf,j^, siplinsiz âdederi”nden söz ediliyordu.^'’’ Karşıtlığı beli " açıklamaktan daha kolaydır. Karolenj kurumlan, başlan bir tarafta diğer tarafa göre daha güçlü değillerdi. Anlti ** belki de, toplumsal yapımn derinlerinde yer alan oLı ' aranmahdır. Feodal parçalanmayı harekete geçiren en üke, her zaman, bu yolla daha geniş iktidarların denetimirıdç kaçmış olan küçük gruplar üzerinde yerel ya da kişisel şejj iktidar kurmasıdır. Oysa geleneksel olarak başkaldıran taine bölgesi bir tarafa bırakılacak olursa, Fransız ktallığijjf tam anlamıyla kalbini oluşturan bölgeler, kırsal senyörliiğüj çok eski tarihlerden beri varolduğu ve insanın insana “test® olduğu” rejimin üzerinde yeşereceği en uygun yer olan, açi. ça tanımlandığında Loire ve Meuse arasındaki topraklaıi Gayrimenkulün çok büyük çoğunluğunun ya tasarruf hatlj karşılığında verilen toprak ya da fief olduğu, çok erken ®-rihlerden itibaren “özgür” dendiğinde senyörsüz insaninle ğü, senyörünü seçme hakkına sahip okna ayrıcalığı bulııiM insamn anlaşıldığı bir ülkede, gerçek bir devlete hiç w yoktu.
Bununla birlikte, eski kamu hukukunun çöküşü, sonılı Capet monarşisinin kaderini olumlu yönde etküedi. Elbette yeni hanedan, manevî gücünün en önemli bölümünü onlu sağladığı Karolenj gelenekle ilişkisini koparmayı hiç düşt memişti. Fakat gereklilik sonucu. Frank devletinin eski çiiü müş organlarmm yerine, başka iktidar araçları koymak 201®-da kalmıştı. Eski dönemin kralları, kontları kendi temsilcİet olarak gördüklerinden, hiçbir önemli bölgeyi, bu görevİ« rinin aracılığı olmaksızın başka bir yoUa yönetebilecekler-
tesettür sundu.