tesettür ve felsefe konusu
Bilgi sorunu, özel bir felsefe disiplinin konusu olmazdan önce de her zaman filozofları meşgul etmiştir. Bilgi kuramı ilk kez Yeniçağda ayn bir disipline dönüşmüşse de, Eskiçağın metafiziğinde de. Ortaçağın teolojisinde de hep temel bilim olmuştur. Bilgi kuramının kurucusunun İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme adlı yapıtıyla John Locke olduğu kabul edilir.tesettür O, Tanrı ve evren üzerine spekülasyonlara başvurulmadan önce, insan anlığının çözümlenmesini ve insan anlığının sahip olduğu olanaklann araştınlmasını talep etmiştir. Onun bu konuda kendisine koyduğu amaç şuydu; "Bilginin kökeni, doğruluğu ve sınırlan, buna göre de, inanç, kam ve yargılanmızın derece ve temelleri"ni araştırmak. Kendisine bu amacı koyarken, Locke, farkında olmadan bilgi kuramının tanımını da yapıyordu. Bu tanım yönlendirici olmuştur. Bize de, aşağıda sonradan aşmak zorunda kalacaksak da, bu tanım yol gösterecektir.BİLGİ KURAMI VE MANTIK
Gerçekte hiçbir zaman birbirinden aynlmamalanna rağmen, bu yeni disiplini (bilgi kuramını) mantıktan ayn olarak ele almak, onu daha iyi anlamamızı sağlar. Mantık, esas olarak, bilgimizin biçimini çözümler; o, doğru düşünmek ve sağlam çıkanmlar yapmak için gözetilmesi gereken kuralları formüle eder. Formel mantık, önermelerin, çıka-nmların ve yöntemlerin yapısını
Bilgi kuramı, içeriksel (materyal) bilgi olanağı ile uğraştığından o evren ve insan hakkındaki öğretilerle birarada gelişmiştir. İçerikli bilgi, varlık ve evren, nesne ve kişiler hakkında bir bilgi olmak ister. Böyle bir bilgi, ancak insanın psişik etkinliği üzerinde kurulabilir. Bu yüzden, bilginin yorumu, her zaman, bilinçli veya bilinçsiz, evren ve insanla ilgili bir kabule bağlanır.
Bilgi-kuramsal çıkış noktalannın çeşitliliği de, en iyi biçimde bu bağlamdan kalkılarak anlaşılabilir. Örneğin Öreklerde, evrenin kendi içinde düzenlenmiş bir kozmos, bir bütün olarak yorumlandığı, bilginin bu kozmostan pay alma ile gerçekleştiğine inanıldığı görülür. Ben bu evrendeki şeyleri bilirim; çünkü ben onun bir parçasıyım ve ondan pay almışımdır. Bu pay alma özdeşlik olarak yorumlanabilir. Bu özdeşlik, Parmenides'ten Hegel'e kadar rasyonalistlerin savunduğu gibi ya rasyonel özdeşlik ("İnsan aklı ile evren aklı, düşünce ile varlık özdeştir."); ya da mistiklerin her zaman savunduklan gibi, irrasyonel özdeşlik ("İnsanın en derin özü varlıkla aynı özdür.") olabilir. Özdeşlik aynı zamanda eşitlik olarak da kavranabilir ("Ben hayvanlan, benzer süreçler bende de etkili olduğu için anlarım ve bu benzerliğe dayanarak, onlan kavradığıma inanırım). Pay almaya dayalı bilgi anlayışının en etki bırakmış biçimi Platoncu pay alma kuramıdır. Buna göre, tek tek şeyler, tekil cisimler, örneğin bir meşe ağacı, sonsuz ve değişmez bir ideden (meşe ağacı idesinden) pay alır ve insanın bilmesi (Wissen), bu pay alma dolayısıyla bu ideye yöneliktir. "Bu pay alma, özellikle, insanın pek çok sayıda temel ilkelere sahip olduğu anlamına gelir. Sayı, nokta idelerinden pay almış, aracısız bilinen ve 'apaçık' olan 'aksiyomlar' vardır. Matematiğin bu antik yorumu, yani, matematiğin, sarsılmaz temellerini apaçık aksiyomlarda bulan bir ilkeler sistemi olarak yorumu, geçen yüzyılda Öklitçi olmayan geometrilerin bulunmasına kadar. Batı düşüncesinde tartışmasız egemen olmuştu." (P. Lorenzen).
Öklitçi olmayan geometrilerin bulunmasıyla, "yetkin" bir evrene dayanarak her durum için genelgeçer biçimde konumlanan cinsler ve türlere artık inanılmaz olmuş; tersine, bu evrenin hiç de yetkin olmadığına ve sürekli olarak değişebilirliğine inanılmaya başlanmıştır. Bilgi sorunu da bu açıdan ele alınmıştır. Böylece bilginin kuramsal değil de pratik yönünü vurgulama eğilimi başgöstenniş ve yaşamın gereklerine uygun ve verimli olan şeye "doğru" gözüyle bakılmıştır.tesettür C.S. Peirce ve W. James’in pragmatizmi için bir kavramın veya önermenin anlamı, onun mantıksal ve pratik sonucudur ve bu nedenle sonuçları özdeş ise, iki kavramın birbirinden farklı olduğunu tartışmak sözkonusu olamaz. Bunun gibi, J. Devvey'in enstrümentalizmi, bilgi ve eylemi, eşya (meta) üretiminin aracı sayar ve önermelerin doğruluğunu, onların işteki başa-nsına bağlar. P.W. Bridgman'ın operasyonalizmi, şu temel tanımıyla bir adım daha atar: "Genelde biz, belirli bir kavramla artık bir işlemler dizisini kastetmeyiz; bir kavram, işlemlerin denk (korrespendant) dizisi ile eşanlamlıdır." Bu işlemci yorum, en güçlü biçimde günümüz fiziğinden destek almaktadır. Ama ne var ki, tüm fiziksel kavramları işlemsel olarak tanımlayamayız. Son zamanlarda Paul Lorenzen işlemci yorumu mantık ve matematiğe taşımak istedi. Bu türlü çıkış noktalan Amerika'da türediklerinden, özel Amerikanvâri bir tarz taşırlar; ama homo faber’in ve onun yetkin olmayan evreninin modem yorumundan zomniu olarak çıktıklannı da kabul etmek gerekir. Avrupa'da ise, aynı çıkış noktalanndan hareketle, modem matematik ve fizikle bağlantı içinde bir yapı bilgisi geliştirilmiştir. Descartes, Locke ve izleyicilerinin kabullerinden hareket edilerek, bize bilincimizin verilerinden (duyum, tasanm, kavram vb.) başka hiçbir şeyin verilmediğini söylersek, nesnelerin ve evrenin bu verilerden çıkanimış kurgular olarak yorumlanması gerekir. Locke, Berkeley ve Hume, nesneleri "ideler topluluğu" (collection of ideas), Russell ve bazı yeni pozitivistler "duyusal verilerden çıkan kurgular" olarak adlandınrlar. Kant'm transendental idealizmi, duyulanmızın oluşturduğu temel (baz) olarak kaosun, tinimizin sentetik işlevleri (görü, anlık ve akıl) ile nesnelerin ve evrenin kozmo-
su halinde düzenlendiğini kabul eder. Kant'ın kendi deyimiyle o "Kopemikusvâri devrimi", nesnelerin bizim bilgimize göre 01910116°? ğini, bilgimizin nesnelere göre biçimlenmediğini söylemiş olmasıdır Kant, bu kurgu bilgisine geçerken, matematiğin ve fiziğin yöntemlerini gözönünde tutar. Ona göre matematiksel bilgi bir "kavramlar kurgu-su"dur. Bu nedenle, ona göre matematiksel bilgi sentetiktir ve sentez, onun düşüncesinde egemen bir rol oynar. Kant şuna inanır: "Biz nesneler hakkında sadece bu nesneler içine koyduğumuz şeyi a priori biliriz." Bizim nesneler içine koyduğumuz şey, a priori uzay ve zaman formla-n, kategoriler (birlik, nedensellik vb.) ve ideler (süreklilik vb.) dir. Kant, bilginin bu kurgusal niteliği nedeniyle, doğruluğun o eski kavramına, yani kavramlarla nesnelerinin birbirlerine uyduklan (adequat) hakkındaki denklikçi doğruluğa (korrespondant doğruluk) erişilemeye-ceğini, tersine bunun yerine transendental doğruluk kavramının konması gerektiğini açıkça görmüştü. Yargılar, biçimsel olarak çelişkili değillerse doğrudurlar ve bizim deneyimlerimizin bütünlüğü içinde bir nesneye ait verilerin genelgeçer sentezlerini oluştururlar. Ya da onlar, fenomenlerin tümüyle açıklanması için geliştirilmiş varsayımlar olarak ve ancak bu nitelikleriyle fenomenlerle ilgilidirler, Kant'ın bu görüşlerinin, onlardaki a priori öğeler görülmezse, psikolojik açıdan da geçerli olduğunu ünlü İsviçreli psikolog Jean Piaget göstermiştir. Onun Çocuğun Gerçeklik Kurgusu (The Child's Construction of Reality) (1955) adlı yapıtına göre, yeni doğan çocukların evreni, önce nesnesiz bir evrendir. İlk 18 ayda çocuk; nesne, zaman, uzay ve nedensellik kav-ramlannı birbirine bağlar ve onun evreni ancak böylece oluşmuş olur. Yani önce duyusal-motorlu bir etkinlik ve sonra nesneler vardır.
Halen sürmekte olan bu araştırmalar deneylerle de desteklenerek, bilgi kuramı ile ilgili ciddi sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
Kant ve Piaget. tinin sentetik ve kurgucu gücüne inanırlarken, em-piristler duyumlan gözönünde tutarlar. Anglosakson kültür çevresinde egemen olan empirizm, tüm bilgiyi iç ve dış deneyimden türetir ve her türlü doğuştan ideleri ve ekstrem bir tutumla da her türlü a priori öğe
yi yadsır. Buna karşılık rasyonalizm, anlık ve akıla öncelik tanır; matematiği deneyimden bağımsız, a priori bir bilim olarak konumlar ve onun kuşku götürmez biçimde kesinliğine inanır. Kısacası, rasyonalist, salt aklın içinde bilgimizin a priori temelleri bulunduğunu söyler. Bunda ısrar edilirse, bir dogmatizm oluşur. Kant'la birlikte, salt akıla bir eleştiri yöneltilir ve kavramların duyusal görüden yoksun olmaları halinde boş kalacakları ve bu nedenle deneyim temeline dayanmadan varlık hakkında hiçbir şey söylenemeyeceği belirtilirse; bu bir kritisizm olur. Hem duyulardan, hem de anlıktan kuşku duyulursa, bu bir septisizmdir.tesettür Septikler her metafiziksel sava (örneğin, "Su herşeyin temelidir." -Thales-) aynı güçte bir karşıt savla karşı çıkılabileceğini ve bunların arasında bir fark olmadığını göstermişlerdir. Öyle ki, septik kuşkuculuk, insanın dogmatik uykusundan uyanması konusunda olumlu bir işlevi yerine getirmiştir.
Şimdiye kadar verilen örnekler, bilgi kuramı, metafizik ve felsefi antropolojinin nasıl çok yönlü olarak birbirlerine bağlı olduklannı göstermeye yeterlidir. Bu durum, kuşkusuz, onlann arasındaki sınırlann belirsiz olduğunu göstermez. Örneğin bilgiyi ontolojik bir temele çekmek ve bilginin nesneye bağlı olduğunu söylemek yanlıştır. Bunu söy-leseydik, dogmatizme düşerdik ve haklı olarak kritik ve septik açıdan söylediklerimizin yadsınması gerekirdi.
BİLGİ SORUNU İLE İLGİLİ TUTUMLAR
Şimdiye kadar söylenenlerden şunlar çıkarılabilir; 1. Çeşitli bilgi-kuramsal çıkış noktaları vardır, 2. bu çıkış noktalarına bağlı çeşitli bilgi tarzlan vardır; bilginin pay alma, kurgu, algı, aklın yapıcı bilgisi ve a priori (dedüktif) bilgi yoluyla oluştuğu gibi. Bunlara, bilginin sezgi ve içe doğuş (mistisizm) yoluyla oluştuğu hakkındaki görüşler de katılabilir. Bu tarzlara bağlı olarak, bilgi sorununa eğilen çok çeşitli tutumlar ortaya çıkar. Bunlann arasında dil-eleştirisel ve semantik tutumlar
özelIikJe önem taşırlar. Çünkü her türlü bilgi işaret ve sözcükleri de edilir. Bu nedenle, bilgi dilini, bu dilin işaret ve sözcüklennrbu''* nn simge ve anlam işlevlerine göre araştırmak oldukça önemlidir limsel empirizm (Camap, Morris) semiotik adı altında genel birişafç| ler kuramı geliştirmiştir ki, bu kuram önemli ölçüde dil içindeki işaret lere yönelir. Semiotik, işaretlerle onların nesneleri arasındaki ilişip hakkında bir kuram olarak da sentaktik’! içerir. Sonuncusuna, bilimdi-line yönelmesi halinde mantıksal sentaks da denir ki, Camap için bu, formelleştirilmiş mantığı da içeren bir formel kalküller öğretisidir. Bu araştırmalar, dilin bir yansıtma işlevi değil, sadece bir simgeleştirme iş. levi olduğunu göstermiştir. Örneğin, "koyun" sözcüğü, koyunu yansıtmaz; o bir simgesel temsildir (representan). Sözcüklerin nesnelerin kendiliğindenliğini dile getirdiğini söyleyen her deneme, bu nedenle kuşku ile karşılanmalıdır Berkeley, zaten bizim sözcüklerimizin cebi-rin X, y, z'leri gibi, nesne ile ilgili bir anlam taşımaksızın salt temsilî işaretler olduğunu, yani düşünmemizin oynadığı bir satranç oyununun piyonlan olduklannı ileri sürmüştü. Bunun yanısıra, Husserl in (yeni bir deyimle "fenomenoloji" dediği şey doğru tanımlanırsa) bilgi fenomeninin betim ve çözümlemesini yapmak isteyen fenomenolojik tutumu da bu konuda önem kazanmaktadır. Öbür yandan, psikolojik tutum da, bilgi aktlanna yönelerek bu aktlan işlevlerine göre bölümlemek ve bilgi edinmedeki aksaklıklara dikkat etmekle ve bu aksaklıklan dil ve bilgi rahatsızlıkları (alfazi ve agnozi) olarak gözlemekle, bu konuda verimli olmaktadır.
Wittgenstein'ın öğrencilerinin bilgi kuramı diye bir sorun kalmadığını ve bu sorunun çözülmüş olduğunu söylemelerine, öbür yandan Hartmann'm bilgi kuramını ontolojiye ve dolayısıyla metafiziğe bağlamış olmasına rağmen, ben, çağdaş bilgi kuramı ile ilgili en önemli yönelimleri daha iyi kavrayabilmemizi sağlayacağını umduğum bir hareket noktası seçtim. Bu hareket noktası, 1. bilgi kuramı tarihine yeni bir bakışla bakmamızı sağlayabilir, 2. alternatif bilgi kuramlarına uygun--tesettür
