tesettür ve felsefe konumuz

tesettür ve felsefe konumuz 

alternatif mantıklar bulunduğunu gösterebilir, 3. yönelmemiz gereken yolu daha açık kılabilir. Doğal çıkış noktamızı, sözcükler arasındaki ilişkiyi ele alma sırasında ortaya çıkan semantik somn, yani sözcüklerin neyi gösterdikleri, bir başka deyişle, sözcüklerin anlamları ile nesneler arasındaki ilişki sorunu oluşturmaktadır. Eskiden beri, sözcüklerin anlamsal ve nesnel işlevleri yanlış olarak özdeşleştirilmiş ve ad işlevi, her türlü soyut ifadeye de taşınmıştır. Çünkü, "Sokrates" adı belirli bir bireyi gösterdiğinden, yatak, masa, yaklaşıklık, doğruluk gibi sözcüklerin de. Platonun ide dediği genel nesnelerle ilgili olduğuna inanılmıştır. Platon şöyle der: "Biz tek bir adla gösterdiğimiz nesneler çokluğu için, biricik bir ide koymak alışkanlığına sahibizdir." {Devlet, 594 A). Bu kabule dayanılarak doğruluklar ile ilgili bilgiler olduğuna inanıldığında, aşağıdaki durum ortaya çıkar:
TEK DEĞERLİ BİLGİ KURAMLARİ
Bu kuramlar, tek bir doğruluk olduğunu, onun varlığa ve ontolo-jik bir kesinliğe sahip olduğunu ve sadece kavranmaya muhtaç bulunduğunu kabul ederler. Bu türlü kuramlar, bu nedenle yalıtık (isoliert) halde olamazlar; tersine ancak metafiziksel kuramlann işe kanştığı bir bağlam içinde geliştirilirler. Onlar bugün bize saçma görünebilirlerse de, tarihsel açıdan büyük önemleri vardır. Çünkü onlann temel kabulleri günümüze dek etkili olmuş olan önyargılardır.tesettür Şunlara inanan insanlar daima vardır: 1. Kendi başına olan ve sadece kavranılmaya muhtaç bulunan tek bir doğruluk vardır. 2. Bu doğruluk ya apaçık (evident), yani her normal aklın aracısız kavrayabileceği bir şeydir; ya da, bizim içimizde vahyedilmiş (offenbar) olarak vardır. 3. Bu tek doğruluğa bağlı parçalı doğrular, aynı biçimde, sadece keşfedilmeyi beklerler. 4. Onları kavradığımızda, genel doğrudan, ışığın renklere bölünmesinde olduğu gibi, pay alırız. 5. Bu doğruluk alanı dışında kalan şeyler doğru kabul edilirlerse, bunlar kaba inançlar, görüntü ya da hatta yanılgıdan kaynaklanmış bir illüzyon olurlar. Doğruluğa sahip olunduğu savı, hiç
letıi.
de sadece dogmatik teologlar ya da filozoflara özgü değildir. Pa des, böyle tek değerli bir bilgi kuramının ilk ve anıtsal ömeğini'^e. O, tüm değişimi ve çokluğu içindeki görüntü evrenini bir yana bır^akl ve bütünüyle asıl gerçekliği bildiğine inanır. O sanki herşeyi bölen vj birleştirendir. Parmenides, bilgi-kuramsal bir kararla işe başlar: "0,01 çütün akıl (logos) olduğunu, duyuların kesinlikten yoksun bulunduğu, nu söyler." (Diogenes Laertius, IX, 3). Parmenides için doğruluğa akıl yoluyla gidilebilir. O, üç türlü olanak olduğunu öğretir; 1. varolan vardır, 2. varolmayan vardır, 3. varolan ve varolmayan vardır. 2. ve 3. çelişkilidir, geriye bir tek olanak kalır; bu formel doğruluktur, yani varolan vardır. Düşünce burada varlığı kavrar; "çünkü, düşünce ve varlık aynıdır." Özdeşlik ve çelişmezlik yasalan varlık için de geçerlidirvebu yasalar ontolojik kesinlik taşırlar. Düşünmenin kendisine verilmiş materyali birleştirmek, özdeşleştirmek işlevi, burada böylece varlığın da karakteri olur- Öyle ki, Parmenides, kendi tek içerikli doğrusuna, bu doğrunun varlıkla özdeş olduğuna, bu doğrunun sabit, hareketsiz ve homojen bir bütün olduğuna inanır. Burada bizi ne onun içerikli doğruluğunun özellikleri, ne de onun görüntü (ya da görünüşler) öğretisi ilgilendiriyor; tersine, bizi ilgilendiren sadece şu noktadır: Tek-doğnı kuramı, burada bir iki dünya kuramına (varlık ve görünüş dünyalan) dayatılır. Doğruluk düşünce ve varlık arasındaki denklik (Korrespon-denz) olarak düşünülür. Bir önerme gerçekliğe uygunsa doğrudur. Ne var ki bu uygunluk, duyum yoluyla doğrulanmaz; tersine, mantıksal/çıkanmsal düşünme ile doğrulanır. Doğru düşünme, uylaşımı, tekabülü, denkliği özdeşliğe yükselten ve ona ait olandır; varlık hakkındaki ifadeleri zorunlu olarak geçerli kılan düşünmedir. Ama, görünüşler ya da görüntüler evreni olarak ikinci evrene ait sorunlar, olduğu gibi de yadsınamazlar; böylece bu ikinci evren hakkındaki bilgi ve bu bilginin "doğruluğu" sorunu ortaya çıkar. Zaten, Platon, evrenin bilgisinin, yani empirik bilginin hakkını teslim eder. Böylece Grek felsefesi, daha sonra yeni dönemlerin felsefesine de egemen olan iki değerli bir bilgi kuramının temellerini atmış olur
Parmenides'in bu tek değerli bilgi kuramı, Platon, Platoncular ve Ortaçağ teolojisine yapmış olduğu tarihsel etki dolayısıyla önem taşımaktadır. Parmenides'in doğruluğu varlıkla özdeşleştirmesi gibi, Aqui-no'lu Thomas da onu Tanrı ile özdeşleştirir. Thomas şöyle der: "Doğruluk sadece Tannda değildir; tersine. Tanrı doğruluğun bizzat kendisidir, egemen ve ilksel (primitiv) doğruluktur." Daha sonra, temelde sadece tek bir doğruluk bulunduğu kabulü, yeni dönemlerin felsefesini de, tek değerli bilim kuramı olarak uzun süre etkilemiştir. Bu kuram, tek-biçimcilik (monomorfızm) kabulüne dayandığından, aslında dayanıksızdır. Sonuç olarak, bir sözcüğe bir mahiyet (ya da tek anlam) yüklemek yanlıştır.
İKİ DEĞERLİ BİLGİ KURAMLARI
Descartes'tan neopozitivizme kadar, Yeniçağın bilgi kuramları hep iki değerlidir. Yani bu kuramlar, bilginin ve doğruluğun iki türü olduğunu kabul ederler. Bir yanda empirik bilgi ve olgusal doğruluk; öbür yanda rasyonel bilgi ve akdsal doğruluk vardır. İki değerli bilgi kuramları, ne var ki, iki değerli mantıklarla da kanştınimamalıdır.tesettür İki değerli bir mantık, sadece iki doğruluk değeri, yani "doğru" ve "yanlış"! kabul eder. Buna karşılık iki değerli bir bilgi kuramı, nitelik açısından iki farklı bilme türünden söz eder. Bunlardan biri gözlem ve deneyimle, öbürü düzenleyici akılla ve mantıksal çıkanmlarla ilgilidir ve bu nedenle her iki bilme türünün doğruluğu farklıdır. Bir yandan empirik ve deneysel, öbür yandan kuramsal ve matematiksel bazlı yeni bilimlerin güçlü bir biçimde gelişmesi, empiristleri de, rasyonalistleri de, her iki bilgi türünü tanımaya zorlamıştır. İki değerli bilgi kuram-lan, bu etkilerle klasikleşmişlerdir. Bu kuramların şeması, bir şarkının temel melodisi (Leitmelodie) gibi yüzyıllar boyunca korunmuş, ne var ki, değişik tarzlarda yorumlanmış ve değişik kılıklara bürünmüştür. Descartes, Hobbes, Locke, Berkeley, Leibniz, Hume, Kant, Mili, C.I. Lewis ve A.J. Ayer'e kadar hep bunu görürüz. ("Philosophy and Phe-nomenological Research", Mart 1956, s. 367.)
Rasyonalistler, akılda a prıon bir bilme kaynağı oldu“
1ar. Matematikte olduğu gibi öbür bilgi alanlannda da böylfbt de bu yüzden erişilebilir. Leibniz, her iki doğruluk arasmdaki'far nusunda ilk kesin tanımı yapar; "Aklın doğrulan zorunludur karşı çıkılamaz; olgusal doğrular olumsal C^<onlingent)’dır ve oni^'’ karşı çıkılabilir." {Monadoloji, s. 33). Bir önerme, karşıtının onay^j konması olanaksız ise, zorunludur. Örneğin, Pythagoras teoremi (ö|;|j( geometrisinde) zorunludur; çünkü onun karşıtı olanaksızdır. Buna kar. şılık, yağmur yağması olumsaldır ya da rastlantısaldır. Yağmur yağma-dığı zaman, burada bir çelişki yoktur. Leibniz hemen ekler; "Bir doğ. ruluk zorunlu ise, ona dayanarak, basit ide ve doğrular içinden onuçö-zümleme (analiz) yoluyla çekip çıkarmak ve ilk temele vanncaya kadar geriye gitmek olanaklıdır." Böylece aklın doğrulan analitik olarak adlandınimış olur. Ancak (B.Russell'ın Leibniz üzerine yazdığı kitabının ilk baskısındaki yanılgı gibi), Leibniz'in analitik doğrulara göre olgusal yargılan sentetik olarak gösterdiğini kabul etmek yanlıştır. Olgusal yargılann sentetik karakterini ilk gösteren Hume olmuştur. Hume, Leibniz’in yaptığı aynmı kabul eder; ama çok güçlü eleştirel bir tutumla. O, aklın doğrulannı sadece bir bilme tarzı olarak kabul eder. Empi-rist, olgusal doğrudan yola çıkar ve kendi mantıksal temellendirmesine göre şu sorulan sorar; Doğal olgular arasında bir zorunlu bağlantı olduğunu ne hakla söylüyoruz? Doğa bilimlerinde ve deneyim alanında zorunlu bir bilgiye ulaşabilir miyiz? Kant, bu türlü sorularla dogmatik uykusundan uyanır. O, matematiksel bilgiyi asla bir yana atmaz; ama aklı zorunlu bilginin yetkin kaynağı olarak da görmez. Bu nedenle Kant, Leibniz'in kabul ettiği metafiziksel, ahlâksal ve teolojik akıl doğrulanna inanmaz. O, geometriyi empirik bir bilim olarak açıklar ("Treatise") ve bununla aritmetik ve cebirin "zorunlu" bilgilerinin mantıksal temelleri sorununu ortaya atmış olur. Onun için akıl bilgisi "tasanmlar arasındaki ilişki bilgisi" (knowledge of the relations ideas)'dir ve deneyimden beslenir. tesettür Akıl bilgisi, empirik bilginin değişen ilişkiler ve olasılık ifadeleri He sınırlanmış olması yanında, olsa olsa sabit (konstant) ilişkilerin bilgisidir.
Böylece her iki bilgi tarzı ve doğruluk arasında yapılan aynm, bunların apaçıklık karakterlerini, "zorunlu" ve "olumsal" olmaktan da çıkarır. Öklitçi olmayan geometrilerin keşfiyle bu sonradan tümüyle sarsılmıştır. Nimbusun matematiksel ilkeleri, bir darbe ile mutlak zorunluluklarından sıynimış oldu. Alternatif geometriler ve matematikler varsa, bu geometri ve matematiklerin ilkeleri sadece hipotetik (yani ancak belirli aksiyom sistemlerinin kabulü altında) zorunluluk taşırlar. Örneğin, üçgenin iç açılanmn toplamının iki dik açıya eşit olması, Ök-lit geometrisinde zorunludur, ama bu toplamın iki dik açının toplamından az veya çok olabildiği Öklitçi olmayan geometrilerde zomniu değildir, hatta yanlıştır. Aksiyom yapmak serbesttir, ama keyfi de değildir; çünkü onlar rasyonel olarak belli inançlara dayanırlar. Böylece "olumsallık", rasyonel bilgiye de taşınmış olur.
Bu yüzden, bugün her iki bilgi türü arasındaki aynmın alışkanlıkla analitik ve sentetik önermeler arasındaki ayrım olarak konumlanması artık tartışma götürür. Mantık ve matematiğin önermelerinin analitik, deney bilimlerinin önermelerinin ise sentetik olarak adlandırılması, bugün artık geçici bir adlandırma olarak kabul ediliyor. Kant, hiçbir yeni bilgiye götürmeyen, yani yüklemin öznenin tanımını zaten içermiş ya da onunla kısmen özdeş olduğu önermelere analitik diyordu. Ona göre, "Her cismin boyutlan vardır." önermesi analitiktir; çünkü boyutsuz hiçbir cisim düşünülemez. Buna karşılık o, yüklemin özneye yeni bir şey kattığı önermelere sentetik diyordu. "Her cismin ağırlığı vardır." önermesi ona göre sentetikti, çünkü matematiksel nesnelerin ağırlığı yoktur. Aynm önemli ve kaçınılmazdır. Ama bu aynm her iki bilgi tarzının aynmı konusunda yeterli de değildir ve buradan hareketle bu iş için de formüle edilmiş değildir. Kant, buna karşılık matematiksel önermelerin sentetik karakterinden söz etmişti. Matematiksel bilgi bir kurgu bilgisi olduğu sürece, onun sentetik karakteri göz ardı edilebilir. Her ne kadar matematikçiler bugün Kantçı anlamda sentetik a priori'ye inanmıyorlarsa da. Ama benzer şekilde, mantıksal ve matematiksel bil-
giyi analitik önermelerle sınırlamak da olanaklıdır Her ik rü arasındaki ayrım hiç de mutlak değildir, görelidir. Öznenin"*"^''4 dan yola çıkıldıktan sonra, bir önermeye ancak analitik ya d" denebilir. Bu, Kant'ın eski özne-yüklem mantığı tanımından harek"*'^ tiğini gösteriyor. Ama artık yeni ilişkiler mantığı ve klasik oln,tesettür