tesettür ve felsefe konu

tesettür ve felsefe konu 

Bu model daha sonraki çağlarda hep tasarımlanır; özellikle Platon, Aristoteles, Thomas ve Descartes'ta. Modelde önceleri daha çok nesneye ağırlık verilir. Tüm bilginin taşıyıcısı objedir ve objeyi bilme, nesnenin kendi başınalığma göre ikincil bir olaydır (realizm). Kuşkusuz zaman zaman bilginin öznelliğine, dolayısıyla özneye dayanıldığı da olur. Örneğin sofistler (Protagoras: "İnsan herşeyin ölçüsüdür.", "in-san-ölçüt -homo mensura- ilkesi") gibi. Skolastikte de, tüm bilginin "bilen öznenin ölçütleri"ne göre oluştuğuna işaret edildiğini görürüz.
Ama ilk kez Descartes'la birlikte felsefeye yeni bir temel-önerme ve yeni bir süje kavramı girer; "Düşünüyorum, öyleyse varım." önermesi, tüm bilgidİKMUKl^'' yo\a^ çıkılarak ele
eder. Öyle kı, bilme (Wissen), ancak ve ancak olarak süje tarafından düşünüldüğü yerde başlar.^B^\ derlenirse, daha önceleri tüm evrenin yaratılmış oldu''^'’'V‘ ranti ettiği bir şey olarak "evrenin kendi başına gerluS^ ve dolayısıyla nesnelerle doğrudan doğruya bir ii-ı.
verilen bir temel felsefe disiplini içinden çıkanlıp "bilgi kuınmj verilen yeni bir özel felsefe disiplininin konusu olması, aynızaıj,^ genel bilgi felsefesi tarihinde o zamana kadar sürekli etkili olmu^ıj^ nesnelci-ontolojist bilgi anlayışının, Descartes la birlikte başlaşanj,j dem özne felsefesiyle dağılması sürecini de içerir.
Bir bilgi kuramının görevlerini ilk kez uygun biçimde foıuı, ^ eden, İnsan Anlığı Üzerine Deneme’nin yazan J. Locke olmuştur"
İnsani bilginin köken, kesinlik ve derecelerini araştırmak (Dcneınt.ı S.2). Bu görev, daha sonraki dönemlerde de aynen korunmuştur, anti süreç içersinde eleştirel yöntem daha da güçlenmiş ve giderek bılş problemine sokulmuş olan eki metafıziksel dayanak ve arka planlarda-rece derece kaybolmuş ve özellikle 19.yüzyılda bilgi kuramında poıı-tivist yönde güçlü bir serpilme meydana gelmiştir.
Üçüncü dönem çeşitli öğelerle karakterize olur. Genel olarak belirtmek gerekirse, 20. yüzyılda bilgi koşullan üzerine olduğu kadar bizzat bilgi kuramı üzerine de bir refleksiyona rastlanmakta ve öbür yandan bilgi kuramının ele aldığı konularda gitgide artan bir genişleme görülmektedir. Fenomenoloji yanında, 20. yüzyılda, çeşitli varyasyonla-nyla birlikte özellikle neopozitivizmin bilgi-kuramsal problemlere yoğun biçimde eğildiği saptanabilir. Çok kaba olarak neopozitivizm olgulardan yola çıkar ve "doğru bilgi" olarak tüm bilginin ancak olgulara dışkın bilgi olabileceğini, böyle bir bilginin de bilimler tarafından el
V{dilebileceğim savunur. Anra neopozitivizme göre, bu bilgi, ancak ve ifadeler, önermeler, yargılar, kısacası "dilsel yapılar" içinde yer Bu nedenle de bilgi problemi, büyük ölçüde bir dilsel konum içinde j^lmelidir.Neopozitivizm, böylece bir yandan bir dil çözümlemeciliği celiftHİıken, öbür yandan, -giderek artan bir kısıtlamacılık içinde-bilgi ptoblemini tamamen ve nihai olarak "scientistic", yani "sağın doğabilim-jilik" örneğinde ele alan bir "bilim kuramcılığı"na yönelir.
Neopoziıivizm, duyusal yoldan elde edilen bilgi yanında, "anla-nıa'yadayanan ve "tin bilimleri"ne özgü sayılan bir bilginin olabilirliğini atlar. Günümüzde "tin biUmleri”ne özgü bir bilgi, hermeneutik ve ilgili olarak "ün bilimleri mantığı"nın başlıca konusudur. Ne var ki, bu alanda çok sayıda ve "yaşama felsefesi"nin doğasından kaynaklanan -{nazından Alman felsefesinde bu böyledir- metafıziksel önyargılar oldukça ağırlıktadır.
Kuşkusuz günümüzde bilgi problemi çok daha değişik tutumlar altında ve çok değişik alanlaurda geniş araştırma ve incelemelerin konusudur. Ama geçmişte olduğu gibi günümüzde de bir
1. Bilgi Fenomeni:
Bilgi, tüm bilgi kuramlarının açıktır ki ortaık problemidir. Böyle bir problemi ele aümak ve onu ama çizgileriyle betimlemek, bu yüzden büyük güçlükler gösterir. Burada, bir konu üzerinde konuşmadı için, önce o konuyla ilgili olaraık başvurulan kavraunlaunn çözümlenmesi gerektiğini ileri süren modem analitiğe başvurmak zorunluluğu kendini gösterir.
Herşeyden önce, bilgi olayında, bilgi öznesinin bilgi nesnesine yöneldiği bir süreçten söz etmek gerekir. Burada özne, hiç kuşkusuz kendisinin de öbür nesneler arasında bir nesne olduğunun farkındadır
Öznenin sahip olduğu bu zihinsel olanağa öznenin nesneye yönelik eylemi sonunda (Erkenntnis) adı verilebilir. Bilgi ise, ifade, öne ' anılan dilsel yapılar içinde kendini gösterir. Bbylece^’tkı' gi kavramı da bir çok-boyutluluk içindedir.
Bilgi, zihinsel kavrayış içinde oluştuğuna göre teliği dört açıdan görülebilir: \
a)Ontolojik açıdan bakıldığında, bir varolan Şeylerin^^ sözedilebileceği gibi, bir varlık bilgisinden de sözedileVıijj^’N varolanların bilgisi olduğu konusunda bir tartışma pek yolrru^^'V esasında ikinci tür bilgi üzerinde yoğunlaşır.
b)Öznel koşullar açısından bakıldığında, bilgi yakatamsju, değildir. Bilgi kuşkusuz bir duyusal içeriğe sahiptir. AmaoaiJ^ olanaklar içinde oluşan bir şey olarak, daima kuramsal kalır,
c)Bilginin varlık değil de varolan üzerine bir bilgi ve tilenlere göre daima kuramsal kalan bir şey olduğu kabullenildiji)^ onu kendi içinde, tek tek şeylerin bilgisi, tekilin bilgisi ve gendinb gisi olarak ayırdetmek gerekir. Aslında genelin bilgisinin ne olda^ problematiktir ve böyle bir bilgi türünün olduğuna ancak inaralabîliı Örneğin giderek artan bir ölçüde doğa bilimine yönelen modembiljı-kuramsal refleksiyon, sadece genelin bilgisini tanır ve tektekşeykıis bilgisinden sözetmeyi problematik kabul eder. Bu konuda eski btı önerme vardır; "Individuum est inefabile" (Leibniz). Yani "Tekil ol® dile getirilemez." Bu demektir ki, tekillik dile taşınamaz ve tekilinbil-gisi olamaz. Buna tam karşıt olarak, "tin bilimleri"ne yönelen bir bilim kuramı, tekil olanın bilgisini temellendirmeyi kendi özel konusu olarak görür. Windelband, doğa bilimlerini nomotetik (yasa koyucu) ve tin bilimlerini idiografık (tekil olanı betimleyici) olarak birbirlerinden
için faiklı bilgi yönelimleri ve tipleri olacaktır. Buna karşılık epistemo-lojik monizm, bu gerçeklik alanlarına ilişkin farklı bilgi tarzlarını, tek bir bilgi cinsinin türleri sayar. Örneğin sağın bilimsel bilgiyi tek bilgi cinsi olarak tanıyan fızikalistler de, bilimsel bilgiyi Fızikalistlerden çoğu yerde farklı kavrayan materyalistler de bu gruba girerler. Epistemo-lojik plüralizm ise, önceliği doğa bilgisi ve doğabilimsel bilgiye vermekle birlikte, tin ve ilgili olarak kültür bilgisinin tin bilimlerine özgü ve doğabilimsel bilgiden farklı bir bilgi olduğunu ileri sürer. Kültür alanında bilgi elde etme, genelinde bir anlama etkinliği sayılır ve bilgi kuramı bu alanda bir hermeneutik'c dönüşür. Hatta hermeneutik, doğa-bilimci bilgi kuramını da kapsayacak bir meta-epistemoloji haline gelebilir.
3. Bilgi Uğrakları (Bilgi İnstanzları):
Bilgiyi herşeyden önce insanın kuramsal etkinliğinin ürünü saydığımıza göre, burada önce böyle bir kuramsal etkinliği sağlayan bir olanaktan, daha sonra bu etkinliğin yöneldiği bir bilgi alanından, üçüncü olarak da, bilginin "doğmiuk" iddiası taşıyan önermeler içindeki görünümünden, yani bilgideki dil dolayımından söz etmek ve bunları sorgulamak gerekir.
a) Bilgiyi insana ait bilme (Wissen) olanakları ile nesnelerin karşılaşmasının ürünü sayan klasik antropolojik temellendirmede. Platon ve Aristoteles'ten beri üç bilme olanağı ayırdedilir: Duyarlık, fantazi ve zihin (anlık, akıl). Duyarlık beş duyuya dayanır ve gerçeklikle aracısız ilişkidedir ve bir çok bilgi kuramcısına göre de duyular bilginin tek kaynağıdır. Bu, Aristoteles'in şu tümcesinde formüle edilir: "Nihil est in intellectu qued non prius fuerit in sensu." (Zihinde, daha önce duyularda bulunmayan hiçbir şey yoktur.) Ama rasyonalist Leibniz, daha sonra şunu
lerınden kesinlikle ayırır. Buna göre bilgi, duyarhk vellH lışmasının bir ürünü olmaktan çok, zihnin (anlık) duyârt^"S meyi işlemesi ve biçimlemesinin ürünüdür. Yani bilgi, sahip olduğu olanakların duyusal malzemeye taşınması ik^' sözleriyle; aklın a priorilerini nesnelerin içine sokmasıyU^
Kant, zihin ile duyarlık arasındaki ilişkiyi ilk kez derinli|ine lozof olmuştur;tesettür ama onun zihin ve duyarlık arasında yaptığı ktsi»^ nm ortaya yeni güçlükler de çıkarmıştır. Çünkü her iki bilgi hin ve duyarlık) birbirlerinden kesinlikle ayn iseler, bu bir bakımı^ lann "nelik (mahiyet) bakımından ayn" olmalan demekttı. Oysimiı, dem fiziğin sonuçlan, değişmez zihinsel nitelikler (a pT\oh\et)Viias değişmez duyarlık formlan olmadığını yeterince göstermişin.Ittsttt yeni duyarlık formlanna (örneğin, "dört boyutlu uzay ) göte biçttvV. nen yeni zihinsel nitelikler (örneğin, "çokdeğerli mantıklar )söıbm-sudur. Özetle, zihin ve duyarlık birbirinden kategorik olarak aynlanit-ğil, birbiriyle sürekli bir etkileşim içinde olan bilgi uğraklandn.
b) Antropolojik temellendirme içinde bir de "alt" ve "üst bı\g\ nmı yapılır. Özellikle IS.yüzyıI bilgi terminolojisinde rastlananbv nma göre, birincisi nihai anlamıyla deneyim bilgisİĞiv. Burada,T rin doğrudan kavranıhşma, bugün bizim nesnelerin bize duyu n Ola^ aç,k o,„,as, anlam,nda alg, a<i. verilir.
revlenen özel bir şey sayanlar da vardır. Genel olarak bugün, onun belli, . li ölçülerde "özerk" olduğu, ama tek başına bilgi üretebilecek bir mer-İ ‘ kez de olmadığı kabul ediliyor. Örneğin bilgisel içerikli tümceler, yani I. önermeler, mantıksal bakımdan mutlaka analitik, bu demektir ki toto-lojik bir karakter taşırlar. Ama onların içerdiği bilgi, bir şeyin kendisin-’ den başka bir şey olmadığını tekrarlayan bir özdeşlik bilgisidir. Oysa buna karşılık bir nesne veya durumu özellikleriyle bilmek demek, önermenin yüklemine yeni bir şey koymak demektir ki, bu durumda önerme sentetiktir. Gerçekten de bilgi, bu "özerk" alanın kendinden çıkan ; tololojik bilgi dışında, daima sentetik (yani bu "üst" alanla, "alt" alanın,
I deney alanının, karşılıklı işbirliğinin ürünü) olmak zorundadır.
c)Bilginin üçüncü uğrağı olarak yukarıda "dil dolayımı"ndan sö-zettik. Gerçekten de bilginin oluşumundaki bu son uğrak, özellikle 20. yüzyılda neopozitivist kuramlar içinde genişliğine ele alınmıştır. Hatta bilgideki iki klasik boyut (özne ve nesne) yanında neopozitivistler, bir üçüncü boyut olarak "semantik boyut"tan sözederler. Hatta "semantik boyut', öbür iki klasik boyutun da önünde yer alır. Buna göre, tüm bilgi, önerme denen bir dilsel ifade kalıbı içinde ortaya çıkan, görünüm kazanan bir şeydir. Bir kez bilgi, herşeyden önce tekil dilsel ifadeler, yani "atomsal önermeler", doğrudan doğruya duyu verilerini dile getiren "basit önermeler" içinde görünüm kazanır. Bu atomsal önermeler, bilginin özel taşıyıcılarıdır. Bilgi içerdiği söylenen tüm öbür önermeler, (kimya ile analoji içinde) "moleküler önermeler" konumundadırlar; yani "bileşik önerme" kalıbındadırlar. Öbür yandan, "önerme" denen şey, mantıksal-analitik öğelerin bir bireşimidir. Öyleyse bilgi içerdiği söylenen moleküler önermeler, mantıksal çözümleme (sembolik mantık) yardımıyla bileşenlerine (atomsal önermelere) her zaman aynştın-labilir. Ve tersine, mantıksal araçlarla tekrar yeni önerme gruplan oluşturulabilir. Bu işlem, öne sürülen bir hipotez veya kuramın mantıksal tutarlılık ve geçerliliğini der’Ci'emek bakımından zorunludur. Ama bu hipotez veya kuramın ep Jj^lgulara gidilerek doğallanması ge-
kil kavram ayrımından çok, bir önermenin doğrulama derecelerinden sözetmek gerekir. Ne var ki, neopozitivizm önermeyi dilsel bir yapı olarak ele alıp onu böyle çözümlemekle, bilgi problemini, giderek artan bir ölçüde linguistik bir konum içine sokmakta ve problemi bilim kuramı ve lojistik (sembolik mantık) ile ilgi içinde ele almaktadır.
6.Bilginin Sınırları:
Platon'dan beri sık sık vurgulandığı gibi, bilgi problemi, sonluluk ve insanın sınırlılığı ile de ilgilidir. Bir Tanrı varsa, kuşkusuz onun için bilginin sınırlan diye bir problem varolamaz. Bu açıdan bakıldığında, tüm insani bilginin temelinden bir olumsallık taşıdığından sözedilebi-lir.
İkinci olarak soruna bilgi süreci açısından bakılabilir. Sorun, insani yetilerin ve insani bilginin ilerlemesinde temel sınırlar olup olamayacağıdır. Modem anlayış, -sözcüğün öbür anlamlannı da içermek üzere- bilgide hiçbir sınınn olamayacağı şeklindedir. "Bilgiye hiçbir sınır konulamaz" (Schlick).
Bilginin sınırlarından üçüncü bir anlam içinde de söz edilebilir. Burada, tüm bilginin zorunlu olarak belirli ön koşullardan çıktığına işaret edilir. Bir şeyi bilebilmek için modellere, kuramlara sahip olmak zorundayız. Hatta denebilir ki, bilgi daima bir dünya görüşünce belirlenir ve bu dünya görüşü de çoğu kez bir ideolojiden başka bir şey değildir.tesettür Bu anlamda bilginin sınırları problemiyle özellikle bilgi sosyolojisi (M. Scheler, K. Mannheim) ilgileniyor.
7.Gerçeklik Bilgisi:
"Dış dünyanın gerçekliğini kanıtlama", bugün de bilgi kuramı içinde genel bir problem olarak görülüyor. Problem, özellikle Yeniçağın başından, yani aynı zamanda bilgi kuramının ortaya çıkışından beri felsefedeki önemini koruyor. Descartes’e göre, özel bir tasarımın
*■' ■’ :.P'^ ■' ''*■^0
fantazinin vb. altında daima özel bir istenç yatar. Bu açıdan "benim istencime karşı olan bir şey" olarak oluşmuş olduğunu gördüğüm ve dolayısıyla benden "bağımsız" olduğunu söyleyebileceğim bir gerçeklik vardır. Kant'tan bu yana ise, özneden bağımsız bir gerçekliğin kanıtı olarak, örneğin -düşlere karşıt olarak- zaman içindeki oluşumlann düzenlilik ve sürekliliği öne sürülür. Dilthey ise, özneden bağımsız bir gerçekliğin kanıtlanamayacağma, ama buna naif olarak inanabileceği-mize değinir.
KAYNAKLAR
ASTER, E.V., Geschichte der neueren Erkenntnistheorie, 1934.
BALLA UF, T., Das gnoseologische Problem, 1949 (metinler).
CASSIRER, E., Das Erkenntnisproblem in der Philosophie und Wissenschaft derneueren Zeit, cilt I-III, 1922, cilt IV, 1957, 3.baskı.
EISLER, R. Einführung in die Erkenntnistheorie, 1907.
HARTMANN, N., Grundzüge einer Metaphysik der Erkenntnis, 1949,4.baskı.
KRAFT, y.,Erkenntnislehre, 1960.
PAP, A., Analytische Erkenntnistheorie, 1955.
RİCKERT, H., Die Grenzen der naturwissenschaftlichen Begrijf-sbildung, 1929, 5.baskı (Rickert'in bilgi ve bilim kuramı için bkz: Doğan Özlem, Max Weberde Bilim ve Sosyoloji, I. Bölüm, Ara Yayıncılık, 1989 -çev-).
SCHLICK, M. Allgemeine Erkenntnistheorie, 1925, 2.baskı.
SCHNEIDER, F. ie Hauptprobleme der Erkenntnistheorie, 1959.tesettür