tesettür modelleri ve balkan bilgimiz

tesettür modelleri ve balkan bilgimiz 

Kosova, Makedonya ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye kitlesel veya bireysel göçlerle çok büyük sayılarda muhacirin gelmesine rağmen, Müslümanlar arasında doğum oranının yüksekliği sebebiyle, geride kalanların oranında ciddi bir düş-
20İ BALKANLAR EL KİTABI
me veya farklılaşma söz konusu olmamıştır. Aynı şey Bosna ve Sancak ' geçerlidir. Hatta Sancak’ta bariz bir gerileme olsa da, Bosna'da Boşnaklâr" bir nüfus üstünlüğünü yakalamışlardır.
Balkan tarihi genel bir bakış açısıyla beşe bölünebilir ki, bağımsızlık = par lanmışlık ile bağımlılık = istikrar dönemleri birbirini takip etmiştir. İlk aşamg^' ' Eskiçağ’ın parçalı kabile devletleri yapısı bulunmaktadır. Bazen İllirlerin vey^
Dakların devletleri gibi bü)nik yapılanmalar görülse de, sonuçta Balkanlar bk. kaç parça halindedir ve İskender döneminin geçici dahi olsa bir bütünlük sağ, laması söz konusu değildir. Bunu büyük güç hâkimiyeti dönemi olarak M.Ö. 2 yy’da oturan ve M.S. 3. yy’da en geniş sınırlarına ulaşan Roma idaresi takip eder ve 6. yy sonundaki Slavlaşma dalgasına kadar sürer. Bundan sonra, üçüncü aşa-ma olarak, (Türk idaresindeki] Slav kabile ve devletlerinin kendi bölgelerindeki istikrarlı pekişme süreci yaşanır. Avar ve Bulgar egemenlikleri Balkanları birleş-tiremediği ve istikrar sağlayamadığı gibi, 10. yy sonundan itibaren Balkanlann tekrar büyük ölçüde Bizans idaresine girmesi de bu parçalı yapıya fazla tesir etmemiş, üstelik Bulgaristan ve Makedonya haricindeki Bizans hâkimiyeti sadece ismen olmuş, Macarların ve Kuzey Türklerinin duhûlleriyle de sürekli kesintiye uğramıştır. Bu dönem kısa sürmüş, 12. yy sonlarında Kıpçak-Bulgarlarm bağımsızlığı ve ardından İstanbul'un Latin işgaline uğramasıyla. Balkanlar yine kendisiyle başbaşa kalmıştır.
Döndüncü aşama yine büyük güç hâkimiyeti ve istikrar dönemidir ve ne Sırp veya Bulgar krallarının çabaları, ne de Macarların girişimleri genel Balkan egemenliğini sağlamış, gücü bu yarımadaya adım attığı zaman, sayısı belirsiz küçük Balkan devletlerinden herhangi birisi kadar olan Osmanlı beyliği, hem Balkanlar üzerinden büyüyüp gelişerek imparatorluk haline gelmiş, hem de çok uzun sürecek bir Türk idaresini başlatmıştır.
Roma ve Osmanlı idareleri ikisi de süreğen bir istikrar temin etse de, etnik süreçler bakımından birbirinin tam aksi gelişmelere neden olmuştur. Roma idaresinde bir taraftan küçük etnik yapılar büyük bloklar (başlıca Trak ve İllir) içinde bütünleşmiş, bir taraftan da çok yoğun Latinleşme yaşanmıştır. Osmanlı döneminde ise İslam'ın etkisiyle bazı yeni fakat çok küçük kimlik türeyişlerinin görünmesi dışında, kimlik farklılaşması olmamış, hele Roma'nın aksine kitlesel temelde bir Türkleşme yaşanmamış, ancak Ortaçağ’da oturan ve sınırlarını belirleyen yapılar, hemen yukarıda hülasaten anlatıldığı gibi, Osmanlı döneminde birbirinin içine geçmiştir.
Osmanlı idaresini ise Eskiçağ ve Ortaçağ'm bir izdüşümünü andıran Yakınçağ izlemiştir Kimi yazarlar bilhassa son dönemi Ortaçağ a dönüş olarak yorumlarken, sadece etnik kargaşaya parmak basmaları noktasında haksızdırlar. Zira Ortaçağ'ı etnik kargaşa değil, aksine, etnik sınırların oturmasa J^*^Şdrir,
BALKANLAR EL KİTABI İ21
Balkanlara nüfus ithali hep kuzeydoğudan (Türkler, Slavlar ve Macarlar] olmuştur, ancak kuzeydoğudan gelip de Balkanlarda hâkimiyet kurulması sözko-nusu olmamıştır. Sakalar, Sarmatlar, Hunlar, Avarlar, Büyük Bulgarlar, Peçenek ve Kıpçaklar, Moğollar ve Ruslar, hiçbiri burada bir kuşaklığma dahi kalıcı bir hâkimiyet kuramamıştır. Bulgar ve Macarlar ancak kendi etnik bölgelerinin hâkimi olmuşlar, diğer yerlere tampon bölgeleri dışında (Macarlar içen Hırvatistan, Bulgarlar için Makedonya) elleri uzanamamıştır. Batı Avrupa'nın ise ne nüfus ihracı, ne de hâkimiyet kurma konusunda bir başarısından söz edilemez. Batı Avrupa’dan gelen Hitler Almanyası'nın Balkan hâkimiyeti, Anadolu üzerinden gelen Pers hükümdarı Dara'nın (Darius) Balkan hâkimiyetinden hiçbir şekilde ileride olmasa gerektir.
Buna karşılık, nüfus ihracı fazla olmasa da, genel Balkan hâkimiyeti Anadolu’ya da sahip olan güçler tarafından kurulabilmiştir. Romalıların Balkanları Anadolu üzerinden fethetmesi elbette söz konusu değildir, ancak Balkanlar daha baştan Apennin yarımadası değil, Anadolu yarımadası ile bütünleşmiş, imparatorluk ikiye ayrıldığında da Dalmaçya kıyıları dışında tartışmasız şekilde Doğu’ya ait ve Doğu’nun kendisi olmuştur. Sıraladığımız güçler Balkan hâkimiyeti sağlayamazken, hatta Macarlar en güçlü zamanlarında Bosna’ya bile baş eğdiremezken, Bizans’ın karşı taarruzlarında rahatça Orta Tuna boylarına ulaşması ve nispeten uzun bir süre elinde tutması bu bapta düşündürücü olmalıdır. Belirttiğimiz Anadolu üzerinden egemenlik kurma kalıbına en fazla uyanlar ise Osmanlı Türkleridir. Anadolu’nun doğusuna asker şevkinde zorlanan OsmanlIlar için Balkanların en dağlık ve ücra köşeleri bile arka bahçe olmuştur.
Balkanlar kültür ve medeniyetlerin değil, jeokültürel yapıların kavşak noktasıdır. Kültür ve medeniyetler dünyanın her köşesinde birbiriyle buluşabilir, ancak jeokültürel fay hatları için bu böyle değildir. Bu yarımada bir tarafıyla Avrasya’ya bağlıdır, bir tarafıyla (tamamıyla) Avrupa’ya aittir, bir tarafıyla Akdeniz ikliminin etkisindedir ve bir tarafıyla da, büyük kardeşi Anadolu vasıtasıyla Ortadoğu’ya alabildiğine açıktır. Böylece bir kültürel fay hattında değil, fay hatlarının birbirini kestiği bir noktada bulunmaktadır. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir yapıya rastlamak zordur.
Hemen tamamına bu eserdeki kaynakçalarda rastlayacağımız çok güzel, kapsamlı ve çaplı Balkan tarihlerinin yazılmış olmasına rağmen, böyle bir konunun bütün yönleriyle birlikte tek bir kalemden çıkmasının imkânsızlığı ortadadır. Bu tür çalışmaların en iyileri ya iyi bir derleme olmak durumundadır, ya da konuların ağırlığının yazarın ilgi ve uzmanlık alanına göre belli alanlara yoğunlaşması gerçeğinden kurtulamamaktadır. Uzmanlık isteyen konularda kalem oynatanların veya sav ve öneri sahibi olanların genel tarih yazımına pek girmemeleri de bu gerçeği doğrular niteliktedir. Ancak bu ifademiz sözkonusu genel tarihleri değersizleme anlamı taşımamaktadır. Gerçek olan şey, mükemmel ve dört başı
mamur çalışmaların ancak konuların paylaşıldığı iyi takım çalışmalarıyla kün olacağıdır. Genel Balkan tarihlerinde olmasa da, bazı konulara genel şımlarda bu çerçevede geliştirilen kimi çalışmaların başarısı bu gerçeğe etmektedir.
Balkanlar El Kitabı, tarihin ele alındığı bu ilk cildiyle değil ama üç cildi birüı^j^, değerlendirildiğinde dünyada bir ilki teşkil etmektedir. Bu ciltler takım çalıştı^, sıyla oluşturulmuştur; ancak yukarıdaki paragrafa kinaye ile bir mükemmellj|( iddasmda bulunmamız sözkonusu değildir. Herşeyden önce hacim buna izin ver. memektedir. Balkan tarihçiliğinin iftihar edilen eserlerinden olan Zlatarski'nin Orta Çağlarda Bulgar Devleti Tarihi üç dev ciltten oluşmaktadır ve bugün gel. diğimiz noktada bu esere pek çok eklemenin yapılması gerektiği ortadadır. Hal böyle iken, biz bu dev kitabın anlattığı kısmın karşılığı olarak sadece iki makale yeri ayırabilmekteyiz. Dolayısıyla, bizim eserimiz de derleme ve özet mahiyetinde olmak durumundadır
Ancak bu, eserimizin değeri konusunda mütevazı olmamızı gerektirmemektedir. İlgili makaleler konularını gerçekten iyi bilen uzman araştırmacılarımız tarafından yazılmıştır ve ayrıca da en yeni bilgileri kapsamaktadır Buna ilaveten, katkıda bulunan bütün bilim adamlarımızın Türkiye’den veya Türk olması bir başka övünç kaynağıdır ki, bu övünç aslında Türk tarihçiliğine aittir. Balkanlardaki Osmanlı asırlarını en iyi Türk tarihçilerin bilmesi doğal karşılanabilir, ancak bu eserin içeriğinden anlaşılacağı üzere, uzmanlarımız başka alanları da ihmal etmemişler ve çoklarınca tali ve hatta gereksiz gibi görünen konularda uzmanlaşmışlardır ki, doğru ve gerekli olan da budun
Balkan tarihini tasnifte, yukarıda belirtilen beş bölümlük a3rrım çerçevesinde fazla bir zorluk olmamaktadır. Ortaçağ’daki siyasi yapılardan çağdaş Balkan devletlerine gelen izdüşüm ışıkları Osmanlı mülkünden süzülüp geçtiği için, Osmanlı çağlarını gerekli noktalarda genel bölümlerle, daha çok ise bu siyasi yapıları temel alan bölgesel bölümlerle inceledik. Osmanlı idari teşkilatı kuşkusuz Balkan etnik sistemi ile çakışmamaktadır ve bu bakımdan örneğin "Osmanlı döneminde Sırbistan" gibi bir başlık çok anlamsız görünüyor olabilir. Ancak yerel ihtiyaçları gözetecek makalelerin varlığı şarttı ve de zaten Osmanlı idari bölümlenmesi-nin sınırları değişik dönemlerde değişiklikler arz etmiştir. Dolayısıyla, Osmanlı çağım Ortaçağ’da da kökleri olan bugünkü bir Balkan devletini merkeze alarak incelemek, bir bakış açısının tercihi, hele bu ulus-devletlerin ulusal tarihlerine uyum çabasının sonucu değil, aksine bir gerekliliğin eseridir. Daha ortalama bir yol bulmak zor gözükmektedir.
Son dönem sözkonusu olduğunda bazı açmazlara girdiğimiz doğrudur. Öncelikle, eserin ikinci cildi çağdaş Balkan devletlerini içereceğin^ tarihinin nerede biteceği meselesi karşımıza çıkmaktadır. Şimft
BALKANLAR EL KİTABİ İ23
devletinin tarihi 19. yy başında başlar, ancak tarihi o dönemden itibaren alıp ikinci cilde atamayız; bu konu kuşkusuz elimizdeki cildin kapsama alanına girer. Öteyandan, tarih kısmını örneğin balkan savaşlarında kesip de 1. Dünya Savaşı’nı hariçte bırakmanın anlamı olmamaktadır. Bu savaşı ekleyince ise 2. Dünya Savaşı’na haksızlık edilmektedir. Dolayısıyla 20. yy'ı bu ciltte genel makalelerle incelemeyi ve hatta Balkan tarihi için önemli bir dönüm noktası olan Sosyalizm’in yıkılışına kadar getirmeyi uygun gördük.
İkinci ciltte ise, Balkan devletleri münferiden ele alınacaktır ve yakın tarihlerinin oraya havale edilen kısmı ana hatları itibariyle 1. Dünya Savaşı sonundan itibaren başlatılacaktır. Böylece ikinci cilt bir bakıma birinci cildin son makalelerinde özetle anlatılan konuların ayrıntısı haline gelecektir.
Bugünkü Balkan devletlerinin tamamı tartışmasız birer ulus-devlettir. Bosna’nın Bosna olarak var olması da Boşnak varlığı sayesindedir. Boşnaklık çıkarıldığında Bosna ortadan kalkmaktadır. Bu yüzden, bu devletleri anlatan yeterli hacimdeki bir el kitabında her bir ulusun yapıcı öğelerinden biri olan dil ve edebiyat için de bir bölüm bulunması gerekir. Bir ulusu oluşturan en önemli etmen kültür ise, kültürü dile indirgeyerek veya onunla iktifa ederek o ulusu anlatmak birşeyleri eksik bırakmak olacaktır. Birinci baskıda, Balkan kültürü, Balkanlılık kültürü ve Balkan kültürleri konularının ayrı bir ciltte incelenmeyi fazlasıyla hak ettiği düşüncesiyle, eserin yayın aşamasında dil ve edebiyat makalelerini üçüncü cilde kaydırmayı ve yeni eklemeler yaparak konuyu tekmil etmeyi uygun görmüştük. Şimdi ise bu makaleleri ilgili oldukları ülkelerle ajmı bölümler içinde sunmayı uygun gördük.tesettür modelleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder