tesettür modelleri ve balkan bilgi

tesettür modelleri ve balkan bilgi

 Arnavutlar, Boşnaklar, Hırvatlar ve belki Slovenler yaşar. Türkler, Macarlar, vs. etnik azınlıklar da aslında büyük ve oturmuş milletlerin kopuntularıdır. Eski Yugoslavya bölgesindeki etnik parçalılık temelinde aynı dili konuşan toplulukların tarihi süreçte ayrı kimlikler geliştirmesinin ürünüdür. Bu kimliklere coğrafyanın eseri olan Karadağlılar ve Makedonların yanında, daha küçük cirimdeki din


temelli kimlik sahibi Bunyevaç, Goran ve Torbeş yapıları eklenmelidir. Bu son örneklerin doğudaki eşleneği ise Pomakladır. Yarımadanın güneyindeki Ulah toplulukları veya dağıntıları Slav öncesi dönemin kalıntılarıdır ve balkanlaşma kelimesinin ortaya çıkışına bir katkıları bulunmamaktadır. Türkler büyük ölçüde OsmanlI asırlarının, bir derece de Deşt-i Kıpçak’tan gelen kopuntuların eseridir. Son dönem itibarıyla bunlar da sorunun kaynağı değil, nesnesi olmuşlardır ve Balkanları balkanlaştıranlardan değillerdir. Macarlar ise ana ülkelerinin komşuluğunda yaşarlar ve bulundukları yerlerde, daima çoğunluk olmasa da, en azından etnik bütünlük arz ederler.
Balkanlardaki sorun etnik yapıların çokluğundan ziyade, belirttiğimiz gibi içiçeliğidir. Eğer Aşağı Tuna akıntısı gibi insanları birbirinden ayırmada başarılı birkaç doğal yapı daha bulunsaydı, kuşkusuz Balkanlar bugünkünden daha az miktarda çatışma dolu bir tarihe sahip olacaktı. Belki Bosna ile Hırvatistan’ı ayıran Sava için de aynı şey -biraz tereddütle- söylenebilir. Hatta Orta Avrupa’da ki Orta Tuna boyları da Macar ve Hırvatları kesin çizgilerle ayırma konusunda aynı başarıyı göstermektedir. Fakat tam aradaki Sava ile Tuna’nın birleştiği topraklar, büyük ölçüde tarihi süreçlerin kabahatiyle, büyük bir tezat teşkil etmektedir ve bugün dünyanın en karışık etnik bölgelerinden biridir. Macarca bir isim taşıyan Vukovar'da Sırp ve Hırvatlar arasında geçenlerin filmlere konu olması ile Balkan gerçeğine tercümanlık etmesi bu bapta düşündürücüdür.
Bu bakımdan. Balkanların etnik çoktürlülüğü iki sebebe dayanır: Coğrafi zaaf ve onu acımasızca kullanan tarihsel süreç. Coğrafi zaaf Balkan arazisinin etnik sınırlar çizmekteki başarısızlığı, öte yandan konumu yüzünden etnik tektürlü-leşmeyi sağlayacak bir ortamı da üretememesidir. Almanya, Polonya ve Rusya düzlükleri ana arazilerinde yaklaşık tektürlü olarak bulunan Alman, Leh ve Rus milliyetlerini üretmiştir. Hatta Eflak ovası tektürlü bir Romen ulusunu doğurmuştur. Buna belki Morava boylarındaki yeknesak Sırp nüfusu da ekleyebiliriz.
Aslında tarih Ortaçağ boyunca Balkanlarda tektürlü yapılar oluşturacak şekilde işlemiştir (Bu yüzden de bugünkü büyük etnik birimler Ortaçağ’ın ürünleridir]. Ortaçağ başlarında yarımadanın güney ve batı sahilleri hariç tamamı Slavlaşmış, eski etnik yapılar kelimenin tam anlamıyla ortadan kaldırılmıştır. Ancak bu Slav kitlenin son derece ilkel ve devlet olgusundan habersiz oluşu sebebiyle hiçbir zaman Slav etnik bilincinde siyasi yapılar oluşmamış, hatta Slavların hemen tamamı yabancılarca örgütlenerek devletleşme eğitimini almışlardır. Bu devletler aynı zamanda sonrasının Slav milletlerine izdüşüm teşkil
etmiştir. Böylece daha baştan bölünmeler gerçekleşmiş, Bulgar, Sırp ve n, olguları ortaya çıkmıştır Sırp ve Hırvatlığın erişemediği ara bölgede Boşnai^!* coğrafyanın daha baştan Sırplıktan kopardığı yerlerde ise Karadağlıhk teşejçu etmiştir. 9.yy’daki Bizans karşı taarruzu bugünkü Yunanistan arazisinde Slavip büyük ölçüde ortadan kaldırmış, Arnavutluk ise Slavlığın gerçek anlamda ulaşj, madiği bir yer olmuştur. Böylece Balkanlarda etnik yapı oturmuş, herkes kendj sınırını çizmiştir.
Dalmaçya ve Romanya’daki etnik gelişmeler ise bir gürültü çıkarmamış, yü^. 3nllara yayılan oldukça sakin bir süreçte Dalmaçya'daki son batinler de mevzilerini kaybederken, dünyanın en ayakaltı bölgesi olan Romanya’da [Erdel hariç) bir beşeriyet çöplüğünden yepyeni bir millet ortaya çıkmıştır. Bu süre zarfında, hiçbir şekilde belirleyici olmayan Sakson maden işçilerinin göçü vs. hariç tutulursa, tek etnik müdahalenin Karadeniz kuzeyinden gelen Türk topluluklarınca yapıldığı görülüyor. Onlar da büyük ölçüde giriş kapısı olan Dobruca ve bitişiğindeki Deliorman’a akmışlar, bir derece de Rodoplar ve Makedonya’da yerleştirilmişlerdir.
Ancak üç dini gelişme bu süreci tersine çevirmiştir; Ortodoks ve Katolik inançlarının sıkı bir kimlik yapıcı öğe olarak öne çıkması, Bogomilliğin Bosna’da siyasi etki kazanması ve son olarak İslam’ın girişi. Karadağlıların iki Hıristiyanlık mezhebi arasında gidip gelmesi ve sonunda Ortodokslukta karar kılmaları buradaki din kaynaklı bir rahatsızlığın ucuz atlatılmasını sağladı; bundan tek zararlı çıkan topluluk, siyasi yapıları bulunmayan Arnavutların bu iki mezhep arasında bölünmeleri oldu. Gerek İtalya’nın etkisi, gerekse Macar hâkimiyeti sebebiyle Hırvatların yaşadığı bölge tamamen Katolik inancında kaldı. Ancak Bosna’da çok farklı bir durum vardı. Yüzyıllarca Hıristiyanlaşmaya direnen halk bunu başaramayınca tepkisini Bogomillik ile gösterdi. Ancak bu Bosna’da Katolikliğin güçlü bir şekilde yer almasını önleyemedi. Öte yandan, gerek zaman zaman Drina’yı geçen Sırp hâkimiyeti, gerekse Katolikliğe duyulan tepki ile karşı mezhebin tercih edilmesi sebebiyle ülkenin doğusunda Ortodoksluk da yer buldu.
Bu karışıklaşma sürecinin üçüncü safhası tamamen Osmanh asırlarında gerçekleşmiştir ve iki öğesi vardır: İslamlaşma ve iskân siyaseti. En uçtan başlarsak, 150 yü süren hâkimiyet altındaki Macaristan hariç, OsmanlI’nın Venedik ve Habsburg arazilerine en fazla yaklaştığı yer olan Krayina bölgesinde dini, dolayısıyla etnik yapı tamamen değişti. Tarihi olarak Hırvatların kalbgahı olan bu bölgenin dış kordonunda fbugünkü tabirlerle Knin Krayinası, Kordun, Batı Slavonya vb.) Sırp, hemen içeride ise (Bihaç veza Gazin Krayinası, Banja Luka çev»
Boşnak nüfus ağırlık kazandı ve neredeyse Hırvat kalmadı. Banja Luka çi, de Sırp nüfus daha sonraki dönemde de sürekli artarak açık bir çoğunluk') dı. Karlofça sonrasında Habsburg idaresine geçen Belgrat’ın kuzeyindeki ı lüklerde [Voyvodina, Banat, Doğu Slavonya vd.) ise Osmanlı arazisinden göçen
BALKANLAR EL KİTABİ 119
Sırplar zaman içinde Macar ve Hırvatlara denk veya üstün bir nüfus kazandılar. Böylece Kosova’nm Arnavutlaşarak, Sancak'ın ise Boşnaklaşarak Sırpsızlaşması, kuzeydeki bu Sırp kazanımlarıyla telafi edilmiş oldu. Osmanlı-Habsburg mücadelesinin Bosna'daki en belirgin sonuçlarından biri, eskiden ülkenin hâkimi olan Katolikliğin/Hırvathğm büyük ölçüde silinmesi ve iyice azınlığa düşmesi oldu.
Arnavutlar sadece Kosova’da değil, Güney Sırbistan'da ve Yunanistan'ın en güney bölgelerinde de yayıldılar; ancak ilk bölgedekiler Sırp bağımsızlık hareketi sırasında büyük ölçüde etnik temizliğe uğradılar ve sadece Preşevo ovası kaldı. Yunanistan'a gidenler ise büyük ölçüde Hıristiyanlar olduğundan, bir süre sonra Yunanlaştılar. Makedonya ve Kosova'daki Slavlar arasında İslamlaşma süreci Torbeş ve Goran topluluklarını üretirken, Bulgarca konuşan Rodop bölgesi halkının İslamlaşması da Pomaklığı ortaya çıkardı. Ancak bu son topluluğun etnik kökenlerinin Slav Bulgarlardan farklı olduğu konusunda ciddi çalışmalar yapılmıştır.
Etnik yapıyı değiştiren son olgu olarak ise Türkleri saymalıyız. Anadolu’dan göçürülen Türkler Makedonya, Kosova, Trakya ve Bulgaristan'ın her köşesine neredeyse eşit ağırlıkta dağılmışlardı; ancak Trakya hariç, Osmanlı öncesi Türklerin yaşadığı bölgelerin (Vardar ovası, Dobruca ve Deliorman, vd.) Osmanlı döneminde ve sonrasında da Türk nüfusun kesif olduğu yerler haline gelmesi, kuşkusuz eski Türklerin Osmanlı kimliği ile bütünleşmesinin ürünü olmuştur. Bunlardan Makedonya ve Batı Karadeniz kıyılarında Hıristiyan kalanlar büyük ölçüde şimdiki Gagauz topuluğunun etnik temelini oluşturmuşlardır.
Osmanlı fetihleri Tuna’nın kuzeyinde sadece Erdel’de keskin bir etnik değişime sebep olmuştur. Buranın hâkim unsuru olan Macarlar, Osmanlı güçlerinin ardından yağma amaçlı olarak giden Ulah çetelerinin (Martoloslar) baskısıyla sürekli gerileyip çekilirken, Memleketeyn'de (Eflak ve Boğdan) Ortaçağ'm son asırları içinde kemikleşmiş bir yapı kazanan Ulah/Romen olgusu uzun bir süreçte onların yerini doldurmuş, sonuçta bu bölgede Macar veya Macarca konuşan nüfus bir azınlık haline gelmiştir ki, bunlardan daha doğuda olanlara Sekeller diyoruz.
Osmanlı sonrası dönemde pekçok etnik temizlik veya tehcir yaşanmış ve bunun etnik yapıya kuşkusuz belirgin etkisi olmuştur, ancak haritada köklü değişiklikler sadece iki vakada görülmüştür. Bunlardan birincisi Türkiye ile Yunanistan arasındaki mübadele sırasında Yunanistan Türklerinin Türkiye’ye göçürülmesi, diğeri ise 2. Dünya Savaşı sonunda Voyvodina’nın kalabalık Alman nüfusunun Yugoslavya'dan kovulması olmuştur.tesettür modelleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder