tesettür ve felsefe
Olumlu bağıntıyı dar anlamda yalnızca "bağıntı" olarak alırsak, bu anlamda bağıntı, özdeşlik ve başkalık aracılığıyla belirlenir. Yalnız burada özdeşlik'in yeri sorun doğurur. Özdeşlik her türlü bağıntının dışında mıdır, yoksa o mutlak olarak "öndüşünümsel" (proreflektif) midir? Benzerlik, ortak olan şeyler aracılığıyla başkalık içinde belirlenir. Yani olumsuz yoldan farklılıkları dışta bırakarak; olumlu yoldan ise ortak bir sınıfın karakteristiklerini belirterek (bu özellikle niceliksel bakımdan önemlidir). Benzerliğin en yüksek basamağı eşitlikiır. Eşitlik özdeşlikten farklıdır.tesettür İki şey birbirine eşit olabilir, ama özdeş olamaz; çünkü iki şeyin özdeş olması, onlann aynı şey olmalan demektir. Ancak özdeşliğin bu saf yorumuduğu gibi, onun eşitlik olarak kullanmuna da rastlanır Çeşitli bağıntı tipleri ayırdedilebilir: I. simetrik sında) ve asimetrik (baba ile oğul arasında), 2. geçişU {u^^^ çişsiz (intransitif), 3. refleksi/{intibar eden kişi) ve aliorelatiftr ca).
Aynca bire-bir, çoğa-bir ve bire-çok bağıntılarından da söze^^^ liriz. Örneğin bu bağıntı türünün klasik örneğini, Russell, monoga^ poligami ve poliandri tipi evlilik ilişkileri olarak vermektedir. 6aj„, kategorisinde bir özel sorun analoji ilişkisinde ortaya çıkar. Analo ilişkisi yalnız varlık kavramında bir rol oynamakla kalmaz; hatla b% sel araştırmada da daima ön planda yer alır. Pek eski bir aynmla,//, nekleştirme analojisi ile oranlaştırma analojisinden söz edilir. İlinei. leştirme analojisi, nitelik bakımından benzerliği, oranlaştırmaanaiojiiı ise yaklaşık ilişkiler bakımından benzerliği ifade eder.tesettür Biyolojidea/ıa loji, yaklaşıklık ile eşdeğerdir. Buna göre morfolojileri değişik, a® kökenleri bakımından yaklaşık olan canlılar homolog sayılırlar. HuJaıl alanında yasa analojisinden yasanın eşitlik bakımından uygulanımı,hu-kuk analojisinden ise hukukun bütününde beliren boşluklann doldum! ması anlaşılır. Önemli bir analoji formu da eğretileme (metaforj’dir Burada bir nitelik bir başka alana andırışma içinde taşınır (gülen güneş). Bir başka önemli analoji formu da alegoridir. Sulzer e göre alegori, "soyut bir şey hakkında duyusal içerikli birserimleme ve betimleme yapmaktır." Analoji, modem metodikte, örneğin modellerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynar.
Olumlu bağıntı ile olumsuz bağıntı, kendi aralannda karşıtlû. oluştumrlar. Karşıtlığın en basit dummu kontra durumudur. Bu, bir dizi veya alan içinde oluşan bir göreli karşıtlıktır. Örneğin renkler skala-sında siyah ile beyazın birbirleri karşısındaki dummlan gibi Buna karşılık mutlak karşıtlık olarak kontradiktorik karşıtlıktan yani çelişkidea söz edilir. Örneğin A A-olmayan karşısında böyle bir karşıtlık içindedir ve bu ikisi arasında hiçbir aracı öğe bulunmaz. Yani burada "va v, da" bağıntısı söz konusudur.
özel bir karşıtlık türü de kutupluluktur (polarite). Burada da bir mutlak karşıtlık söz konusu olmakla birlikte, kutuplardan birinin varlığı öbürüne bağlıdır ve dolayısıyla kutuplar birbirlerine karşıt konumla-n ile vardırlar.
Kutupluluk, dünya görüşlerinde ve felsefede olağanüstü bir role sahiptir. En önemli kutupluluk türü olarak çoğu kez eril (maskulin) ve dişil (feminin) ilkelerin karşıtlığından söz edilir. Bu karşıtlık türünün ilk örneklerine Çin felsefesinde Yin ile Yang arasındaki kutupluluk olarak rastlanır. Burada eril gök tanrısı (Yin) ile dişil yer tanrısı (Yang) kutuplar olarak bir aradadırlar. Daha sonra Grek felsefesinde form-madde ilişkisi şeklinde Aristoteles aracılığıyla Batı felsefesine de geçmiştir. Kutupluluk öğretisi. Yeni Platonculukta, Romantizmde ve günümüzde çağdaş felsefe ve psikolojide önemli bir yer tutar. Örneğin
C.G. Jungün çözümleyici psikoloji okulunda animus-anima (eril-dişil) aynmı buna dayanır. Geleneksel aydmiık-karanlık kutupluluğu da buna örnektir. Yine bunun gibi, Apolloncu-Dyonisosçu kutupluluk (Sche-1er, Nietzsche), ben-sen, kişi-toplum vb. kutupluluklan anılabilir.
Kutupluluk karşıtlann oluşmasının ve birlikteliğinin özünü yapan şey olarak anlaşıldığında, karşımıza diyalektik karşıtlık çıkar ki, Hegel kutupluluğu böyle yorumlamıştır. Buna göre kutupluluk, tez ve antitez karşıtlığının sentezle aşılması ile giderilir.
Karşıtlar çevresine bir başka grup kavram da girer. Bunlar günlük dilde çoğu kez birbirleri yerine kullanılır ki, bunlann başında antinomi kavramı gelir. Antinomi, aynı konu hakkındtıki bir ilke ya da yasanın kendi kendisiyle çelişkili olma halidir. Antinomi kavramını felsefeye sokan Kant olmuştur ve kendi transendental diyalektiği içinde dört grup antinomiden söz etmiştir. Antinomilerde tez ve antitez birbirleriy-le mutlak karşıtlık bağıntısı içindedirler. Yani onlar asla senteze soku-lamazlar. Örneğin, Kant'm ilk antinomisi şudur; "Evrenin zaman içinde bir başlangıcı ve uzay içinde bir sının vardır."; "Evrenin hiçbir başlangıcı ve sının yoktur." Kant'm antinomilerinden en ünlüsü üçüncü antinomidir; "Nedensellik, doğa yasalarına göre evrendeki
rin kendisinden zomniu oiarak çıkarsanabiieceji Kk ilken gürlük de vardır ve aynı göriinüş/erin açıklanmasında özgo?' İl bir nedensellik olduğu da kabul edilmelidir,"; "Özgürlükyokt*'' sine evrendeki hcrşey doğa yasalanna göre olup biler." Hegel t ’ nomiyi diyalektik ile gidermek istemiştir.
Bir kutupluluk türü de paradokstur (para.karşı, kareıt; do^a r Paradokstan genel olarak "Ölüm mutluluktur." gibi görünüşte bir ifade anlaşılır. Sofistler paradoksları pek severlerdi. Paradokj|. Batı kültür tarihi içinde özellikle Tanrının özünü belirlemede büyii):,(j oynamışlardır. Özellikle de mistik felsefede (S. Franck, Paradoii 1535) ve N. Cusanus'da ("coinsidentia oppositorum , karşıtlann baj. daştınlması) paradokslar en önemli yeri alır. Çağımızda özellikle % kegaard'ın "diyalektik lirizm” paradoksisi ünlüdür.
Paradoks kavramına modem kümeler öğretisi içinde değişik bit anlam verilmiştir. Örneğin "Russell paradoksu', kümelerin belirleni minde hiçbir elemanı olmayan kümelerin kendilerini de içerip içerme dikleri sorusundan harekete geliştirilmiştir.
Zayıf karşıthklan belirtmek için apori ve problem kavramlanna başvurulduğu görülür. Aporiden, artık daha fazla çözülebilir olmayan bir somnlar topluluğu anlaşılır (a-pori: çıkış yolu olmayan). Aporeâ deyimi, N. Hartmann’ın felsefesinde önemli bir rol oynar. Hartmann aporetiği şöyle betimler; "Aporetik, bir karşılaştırma, denetleme, ayırma işidir. Ele alınan konuda var olan uygunsuzlukları saptamak ve olgulardaki çelişkiye tam bir paradoksi sertliği vermek aporetiğin işidir. Dolayısıyla çelişkilerin giderilmesi aporetiği ilgilendirmez."
Sık sık, paradoks yerine apori kavramının da kullamidiğı görülür.tesettür Örneğin Elealı Zenon (490-430)'un paradoksları, aynı zamanda apon olarak da adlandırılır
çici gerçekliğin özel kategorileri sayılmışlar ve daha sonraları doğa alanıyla smırlandınlmışlardır. Onlar da öbür kategorilerin kaderini yaşamışlardır. Başlangıçta objektif belirlenimler sayılmışlar; ama Augusti-nus’la birlikte zaman, Descartes, Leibniz ve Kant’la birlikte ise uzay, duyusal gerçekliğin öznel deneyim formları sayılmışlardır.
Uzay ve zamanın nesnel düzenler sayıldığı eski felsefede, uzay, birbirinin yanında olma olanağı olarak, zamana göre daima daha temel kategori sayılmıştır. Ama Demokritos uzayı boş bir süreklilik sayarken, Aristoteles uzayın boş olmayan bir süreklilik olduğunu belirtmiştir. Bu arada çeşitli formlardan söz edilmiş ve öncelikle de niteliksel ve niceliksel uzay ayrımı yapılmıştır. Niteliksel uzay kosmik uzaydır ve Grek düşüncesinde belirleyici olmuştur. Buna göre, her varolanın bu kosmik uzay içinde bir "uygun yer"i vardır. Bu kozmik uzay zorunlu olarak kapalı ve sonludur ve küre biçimindedir. Buna göre ilk hareket fonnu bir çember hareketidir ve tannsal olmayan herşey ondan türemiştir. Kozmik uzay yemında yaşama uzayı (canlı uzayı) yer alır. Özellikle modem biyolojide (territorium) ve antropolojide bu uzay büyük rol oynar. Modem biyolojinin çevre öğretisinde (genel yaşama ortamı, su, hava, vb.) bu uzay tasarımı belirleyicidir. İnsani-tinsel alanda da örneğin "kutsal uzay", "sanatsal uzay"dan söz edilir; "duyusal görü uzayı", "fantezi uzayı", "düşünme uzayı" terimleri de geçer.
"Düşünme uzayı", aynı zamanda niceliksel uzaya geçişi de serimler. Niceliksel uzay, yönelimsiz, niteliksiz ve bunun gibi bağıntısız ve aynmsızdır ve bu haliyle fiziksel ve matematiksel uzayın temelini oluşturur.
Uzaya karşılık zaman, birbirini izleme formu olarak görülür. Uzayın dışsallık formu sayılmasına karşılık zaman içsellik formu sayılmıştır. Buna göre zaman, aynı zamanda ruhsallığın ve tinselliğin de formudur ve bu haliyle kavranamaz, bilmecemsi bir konuma sahiptir. Onun kavranılamazhğı daha Augustinus tarafından şöyle açıklanmıştır; "Zaman nasıl bir şeydir? Güvenerek ve alışkanlıkla kullandığımız bu sözcük ne anlama gelir? Ondan hep bildik bir şeymiş gibi söz ederiz ve bir-tesettür
